Archive for the ‘Aşk Hikayeleri’ Category

Baharda Ağlayan Bulutlar

Cuma, Eylül 7th, 2007

Baharda Ağlayan Bulutlar

Hayat bazen bizlere oyun oynar gibi olsada her yolun ardından gelecek olan sevgilerden uzaklaşmak hep bizim yüzümüzden…
"Sen üzülme gülüm" diyerek geçirdiğimiz empati kurmalarımız kendi egolarımıza bağlı bir sahiplenme duygusu gibi geliyor. Belki de büyüklük egolarının sahip olma egolarımızın tatmini. Kim bilir hayatta sevgi adına yapılanlardan da bu yüzden şikâyetçiyiz.
Ne kadar cesur, ne yakar sosyal, ne kadar engin olabiliriz ki bu egolarımızla? Ne zaman gerçek bir empati kurabiliriz? Hayatımızın büyük bölümünü yalancı aşklara kurban ederken, gerçekten ne zaman sevebiliriz? Günlük acılarımızın ardına saklanmak yerine, ne zaman gerçek mutluluğu ama gerçekten aramaya başlayabiliriz?
Hiçbir zaman…
Yine anlık esintiler gelirken aklıma ben bile ne kadar sürdürebilirim yazılarımı? Ne zaman hissetmeyi bırakıpta sadece yaşamayı görebilirim? Yine mi aynı cevap? Evet. Hiçbir zaman…
Hayatta kayda değer ne varsa, yanımda olmuş ve olacak kim varsa, sevdiğimi sanıp yanıldığım kim varsa ve sadece beni düşünen tüm dostlarıma;
iyiki VARSINIZ!!!
Herşey için teşekkürler acınası hayatım…
Herşey için teşekkürler arkamdan vurupta bana gerçek hayatın acısını öğretenler…

Ali BALKAN

Masaldan Düştü(m)…

Cuma, Ağustos 3rd, 2007

Masaldan Düştü(m)…

Nicedir ellerim ısınmıyor sokağımda. Yalnızlığın kaldırım taşları soğuk olur bilirsin.
Şayet, günün birinde, çıkarsa yolun o geceye;

Çünkü benden sana kalan
tek kapı aralığı o.

Asıl yolculuk bundan sonra başlıyor.
Sevgimle kal.
Aralıksız batan sözcüklerinin, an be an yüzünü ölüme çevirdiği yerden yazıyorum sana. Dinleme.
Ne bundan önce söylediklerimi ne de bundan sonra söyleyeceklerimi…
Bu defa dinleme!
Attığım her adımda bir parça daha yıkılan duvarların altında kalmaktan, ayıramadığın dakikaların geceler boyunca sinirini taşımaktan yoruldu ruhum. Ben çabuk yoruldum. Hiç bir masalın kahramanı olamayacak kadar uykum var. Sesinden esirgediğin yüreğin gibisin. Varlığının bir anlamı olsun derken, sen en çok da anlamsızlığa yakıştın nedense. Oysa bu değildi sana dair başlattığım yolculuğun sonu. Böyle olmamalıydı.

Şimdi sen kendi acılarında büyütürken, öğütürken geceyi; ben çoktan bir masalın sonunda gözlerimi sabaha açmış olacağım. Üzülme demeyi isterdim; ama buna gücüm yok. Senin de yeni; fakat tanıdık bir duygu travmasına ihtiyacın yok. İster taşı, ister at bir kenara. Fark eden “sadece” yokluğum olacak, senin fark etmeyeceğin.

Adresimi de sil adımlarından;sanırım bundan böyle evde olmayacağım.

Öfkem sıcak; hala canımı yakıyor umursamazlığın. Bir yol boyu içimdekileri kustum, geride bıraktığım her ağaç dibine. Tenimde acı bir tat, teninden kalma. Başımı koyduğum yerde büyük bir boşluk, yokluğundan olma. Ne yazmak, ne konuşmak ne de yazmak istiyorum. Yalnızca ölüm kadar sessiz bir uykuya yatmak ve toprağın kokusuna bırakmak istiyorum tüm bedenimi.

Nefesimle çoğalacakken, nefesimi tıkadın sen! Geçen her günde, soyunurken tüm kelimelerim yavaş yavaş sana, sen, durdurak tanımadan yeni bir kıyafetle çıktın karşıma.

(Ç)atıştık seninle!
(S)arınmadan ayrıldık!

Parmak uçlarımda kaybediyorum sıcaklığını. Yazdıkça uzaklaşıyorum sesinden, teninden ve bakışlarından.

Uzaklar çeker dizelerimi,
dizlerime batarken yokluğunun acısı.
Oysa ne zordur eyleme bürünmüş sevdaların,
kor alevinde titremek!
Yitip giden her sigaramda,
sana duyduğum düşkünlüğü anımsamak!
Senin için attığım zarlarda
hep kapı arkasında bırakılmak,
bilsen nasıl zordur.

(D)üşüyorum, düşünden bir gece vakti…
Masalım olursun sanmıştım.
Uykusuz gözlerime uyku.
Olmadın, olmadı, olamadık.

Şarkı sona yaklaşıyor sevgim…
Bir daha asla üşümem kollarında…….

Aklımdasın

Pazartesi, Temmuz 23rd, 2007

Başımdan geçen ilginç bir aşk öyküsünü anlatmak istiyorum.
Üniversite 2.sınıfa gidiyordum. Gençlik bu ya, başımda kavak yelleri esiyor.
Zaman ise benim geleceğin en büyük gazetecilerinden biri olmam için geçiyor gibime geliyordu. Geliyordu ama ben derslerden çok, arkadaşlarla üniversite binamızın içerisindeki sahalarda ve ağaçların arasında top oynamayı, gezmeyi ve arkadaşlarla sohbet etmeyi tercih ediyordum.
Ama itiraf edeyim, özellikle bahar aylarında etraftaki değişimleri, yeşillikleri geleceğin büyük gazetecisi gözüyle de izliyordum. Eh, gözleme yeteneğin olacak ve tabiattaki güzellikleri –bayanları- göreceksin de şairlik taslamayacaksın, aşık olmayacaksın olur mu?
“Öğrenci dediğin fotokopisinden belli olur”, “Fotokopisiz öğrenci meyvasız ağaca benzer” öğrenci atasözleri uyarınca vize dönemlerinden bir ay önce gördüğümüz derslerin notlarının fotokopilerini bulup almak için Azim Fotokopi’ye gittim. Azim Fotokopi hemen hemen bizde ki bütün derslerin dönem içindeki notlarının fotokopilerini çoğaltır ve satardı. Orada fotokopileri alırken yanımda bizim birinci sınıfta gördüğümüz bir dersin fotokopisinin olup olmadığını soran bir kız vardı. Fotokopiciden o dersin notlarının olmadığını öğrenince oldukça üzüldüğünü gördüm. İçimdeki yardımseverlik duyguları kabardı. Belirtmeliyim ki genellikle güzel bayanlara karşı her zaman yardımseverimdir. Kıza dönerek:
- “Her halde İletişim Fakültesinde okuyorsunuz” dedim.
- “Evet” dedi.
- “Bizim geçen yıl gördüğümüz Gazete Yazı Türleri dersinin fotokopileri bende hala duruyor. İsterseniz onları size ben temin ederim”dedim.
- “Ah, size zahmet olmasın?” dedi.
- “Yok canım ne zahmeti” dedim.
Sonra oradan beraberce konuşarak çıktık. Yolda adını söyledi: Figen’miş. Neyse biz böylece tanışmış olduk.
Ertesi gün ders notlarını ona verdim. Kız beni çok etkilemişti. Bir içim su derler ya öyleydi. Tabii, beni çok etkilediği içinde bana öyle gelmiş olabilir. Neyse… Bu yardım severliğimin karşılığında kız beni ne zaman görse hemen yanıma gelmeye başladı. Diğer arkadaşlarımla da tanıştırdım onu. Artık çok samimi olmuştuk. Olmuştuk olmasına ama kıza da tutulmuştum.
Ne yapmalıydım… Düşünüyordum ama bir türlü de karar veremiyordum. Şimdi kıza arkadaşlık teklif etsem, yardım etmemin karşılığında ondan faydalanmak istediğimi düşünebilirdi. Ayrıca arkadaşlık teklif etmemin diğer arkadaşlarımın hele hele Osman’ın kulağına gitmesi… Aman aman ölsem daha iyi. Çünkü bizim arkadaş gurubumuzun arasında şöyle bir beddua vardı: “Allah seni Osman’ın medyatik diline düşürsün de, manşetlerden inme emi !”
Çok düşündüm bir karar veremedim. En sonunda ona aşkımı mektupla ilan etmeye karar verdim. Bu amaçla oturdum ve usturuplu bir aşk mektubu yazdım.

“Bu mektubu kaldığım yerin soğuk duvarlarını ısıtmaya çalışan yüreğimin her atışında ismini hatırlatan sıcaklığında yazıyorum. Bir melankoni içerisinde yazmaya çalıştığım bu satırlar daha çok seven yüreğimin sevilme mutluluğunu yakalaması için çabalaması ve belki de karşılıksız bir sevda bataklığına nasıl gömüldüğünün ifadesi.
Acaba Figen; senin o melekler kadar güzel olarak tasavvur ettiğim hayalini gönlümden silip atsam mı diyorum. Yazık olmaz mı sorusu aklıma geliyor. Yazık olmaz mı aşkıma? Acaba unutsam sana karşı hissettiklerimi, hiçbir şey yaşanmamış gibi acaba bir anda geçen onca zamanın ötesine gidebilir miyim?
Yakalanan bir kuşun esaretten kurtulmak için çırpınması gibi seni görünce çırpınan kalbimin atışlarını, yüzümün her kızarışını, benim sana olan tutkumu tavır ve yüz ifademden, heyecanımdan, titrememden anlamandan duyduğum korkuları… unutsam mı?
Böyle bir şey mümkün olsa bile herhalde yaşadığım onca duyguyu bir anda jiletle kazıyıp, söker gibi atamam, atmam.
Çevremde çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak görülmeme rağmen aslında sevdiğine karşı aşkını ve duygularını ifadeden bile çekinen utangaç yapıda biri olarak sevgimi yazı ile belirtme ihtiyacı duydum. Sana olan sevgimi hoş karşılaman dileğiyle…”
“Yakın çevrenden biri”

Mektubu daktilo ile yazdıktan sonra bir zarfa yerleştirdim. Figen’in de aralarında bulunduğu arkadaşlarla okulun önünde sohbet ederken lavaboya gitme bahanesiyle gidip sınıfta Figen’in ders notlarını tuttuğu ajandanın içine koydum ve sonucu beklemeye başladım.
Ertesi gün üniversitenin ana binasında bulunan yemekhaneye giderken Figen bir ara yanıma yaklaştı ve:
- “Yükselciğim san bir şey söyleyeceğim ama aramızda kalsın. Aramızdaki samimiyetten bir tek sana söylüyorum” dedi ve devam etti “Yahu dangalağın bir bana bir mektup göndermiş” dedi.
- “Şaka mı yapmış mektupta?” diye sordum.
- “Şaka mı bilmiyorum ama mektupta bana tutulduğunu, aşık olduğunu… falan filan yazmış işte. Yani oldukça duygulu bir dille bana ilan-ı aşk ediyor herif” dedi. Ben de:
- “Peki kim bu herif”dedim.
- “Ne bileyim, ismini yazmamış ki! Ama yazdıklarından bir şeyler çıkarmaya çalışıyorum. Bir iki tahminim de var” deyince heyecanlanarak;
- “Peki kim olabilir” diye sordum.
- “Tahminime göre bizim gruptakilerden biri ve… Neyse ismini de sonra öğrenirsin Yüksel” dediği sırada diğer arkadaşların da yanımıza gelmesiyle sözünü keserek onlarla konuşmaya başladı.
Beni bir merak sarmaya başlamıştı. Acaba tahmini ben miydim de tavırlarımdan öğrenmek için konuyu bana açmıştı. Anlamış mıydı acaba…
İçim içimi kemiriyordu; mektup yazmasa mıydım. Eğer gerçekten benim yazdığımı anlamışsa ve benimle bir daha konuşmazsa ne yapardım. Belki hem bir arkadaşı yitirecektim, hem de sevdiğim kızı.
Bu arada şeytan da dürtüyordu beni bir mektup daha yaz diye. Bu sefer duygularımı daha açık belirtecektim. Bu düşüncelerle tekrar daktilonun başına geçerek yazmaya başladım:

“Figen; şu an sana söylemek istediğim ama söyleyemediğim duygular var ya, o duyguları sana bir sahilde hafif bir yağmur çisiltisi altında ıslanırken ve deniz dalgalarının, martı sesleriyle birleşerek oluşturduğu o nefis fon müziği eşliğinde dans ederken söylemek isterdim.
Bilmem sen hiç birşeyi, pek çok şeyi kaybetme pahasına daha doğrusu yüreğin pahasına satın almak ister misin? Bil ki ben yüreğimi sana, senin için satmaya hazırım.
Keşke sana olan aşkımı, seni görünce hissettiğim duyguları gözlerinin derinliklerinde köşe kapmaca oynarken anlatsaydım. Acaba anlatabilir miydim?
İnsanlar madde ve mana arasında, denizde salınan tekneler misali gelip giderken; ben kendimi sevdama kucak açmış, senin gönül limanında demirlemiş olarak bulmak isterdim. Sana bağlanmak sarılmak ve …
Hayali bile yaşadığım hayatın sahte yaşantısından daha gerçek ve daha güzel.
Mektubuma çok sevdiğim, güzel bir söz ile son vermek istiyorum: “Sevsen, sevilsen ve sevilebilir olsan”
Beni sevilebilir biri olarak görmen dileğimle…
“Yakın Çevrenden Biri”
Mektubuma ek olarak da “Figen’e” diye ithaf ederek yazdığım:

AKLIMDASIN

Papatya açmış kırlardan
Peygamber çiçeklerinin sarısından
Kekik otlarının kokusundan
Doyasıya içime çektiğim sen!

Belki değilsin, belki farkındasın
Sen benim hep aklımdasın

Turnalarla gönderdim sana
Gönlümde yetiştirdiğim gülleri
Yalancı gönüllerde
Karanlık tünellerde
Aşkı aramaya çalışırken sen
Senin aşkını hayat gibi yaşardım ben

Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
Sen bilmesende hep benim aklımdasın !

Şiirimi de zarfa koyarak bu sefer postaladım.
Ertesi günde dedemin vefat ettiği haberi geldi. Alel acele Gümüşhane’ye gitmek zorunda kaldım. Bir hafta sonra döndüm ve okula gittim. Figen beni görünce hemen gülerek yanıma geldi ve:
- “Yüksel hani bana biri aşk mektubu yazıyor demiştim ya işte ondan ikinci bir mektup daha geldi. Bir de bana ithaf ederek yazdığı şiirini koymuş. Çok etkilendim.”
- “Peki kim olduğunu bulabildin mi?” diye sordum. O da:
- “Sana bir iki tahminim var diyordum ya… Artık emin oldum.”
- “Emin mi oldun, peki kim?” diye heyecanla sordum
- “Hiç tahmin edemezsin… Osman!” dedi.
- “Osman mı?” dedim şaşırarak
- “Tabii… Yakın çevremden biri, çok pişkin, yüzsüz, her şeyi çok rahat ifade edebilen biri olarak görünen başka kim olabilir?” deyince şaşkın, yıkılmış bir ifade ile:
- “Çok şaşırdım” dedim.
- “Şaşır, şaşır … Dahası var. Emin olunca ben gittim ona ondan
hoşlandığımı belirttim. Yazdıkları beni çok etkilemişti. Ayrıca çok utangaç, ona kalırsa bana hiç açılamayacak ve beni sevdiğini söyleyemeyecek… Bu sebeple ona ben açıldım. O da benden hoşlandığını fakat benim seninle olan diyalogumuzdan ve samimiyetimizden dolayı ikimizin arasında bir şey olduğunu sandığından bana açılamadığını söyledi. Düşünebiliyor musun ayrıca ikimizin arasında bir şey var sanıyormuş” dedi.
Çok şaşırmıştım. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Sonunda;
- “Senin adına sevindim. Nihayetinde sana mektupları yazanı da bulmuş oldun böylece” dedim ve yanından ayrıldım.
Bir yanda sevdiğim kız Figen diğer yanda en yakın arkadaşlarımdan Osman vardı. Ve ikisi de benim aşk mektuplarım sonucu… Tam bir çöküntü içerisindeydim, ne yapacağımı bilemiyordum. Bu hal içinde iki hafta okula gitmedim, hatta gidemedim.
İki hafta kadar sonra okula gidince bu sefer Figen ve Osman bir ara yanıma geldiler. Osman bana:
- “Yüksel seni yemeğe götürüyoruz. Orada sana bir de süprizimiz var” dedi. Ben de:
- “Osmancığım bugün olmasa” deyince, Figen:
- “İtiraz etme hakkın yok. Çünkü seni son zamanlarda hiç göremiyoruz. Okula uğramıyorsun bile” dedi ve kolumdan çekerek dışarı doğru sürükledi.
Benim isteğim üzerine Karadeniz Pidecisine gittik. Yemek siparişini verdik. Bu arada ben sohbet esnasında elimden geldiğince espiri yapmaya, güleç olmaya çalışıyordum.
Konuşma esnasında Figen bir ara bana dönerek:
- “Sana bir süprizimiz var demişti ya Osman; şimdi onu söyleyeceğim sana. Biz Osman’la nişanlandık. Osman’ın romantik, duygusal mektuplarına dayanamadım. Ben de ona duygusal olarak karşılık verdim ve…” derken Osman söze girerek:
- “Ne saçmalıyorsun, ne romantik, duygusal mektupları…” diye Figen’in sözünü kesince ben de Osman’ın sözünün devamını getirmesine fırsat vermeden hemen sözünü kesmek ihtiyacını hissettim:
- “Demek ki Figen sendeki romantik, duygusal yönleri keşfetmiş ve sana tutulmuş. Çok şanslısın Osman; Figen’in kıymetini bil” dedim.
Yemekten sonra Osman’ın ellerini yıkamak için lavaboya gittiği sırada masadaki peçeteyi aldım ve Figen’e dönerek sessizce:
- “Bu günün anısına bu peçeteye duygularımı yazıyorum. Çıktıktan sonra yazdıklarımı oku ve sonra da yırt tamam mı?” dedim. Figen meraklı bakışlarla başını evet manasına salladı.
Bende peçeteye O’na ithaf ederek yazdığım şiirin nakarat bölümü olan:

Belki aşkıma uzaksın, belki yakındasın
Bilmesen de, sen benim hep aklımdasın

Ve altına da: “Allah’tan Osman’a ve sana mutlu bir yuva ve mutlu yarınlar diliyorum.”
“Yakın Çevrenden”
“Yüksel”
notunu yazdım. Notu yazdığım peçeteyi katlayarak Figen’in eline tutuşturdum.
Osman da yanımıza gelince;
- “Sizin bu mutlu haberinize çok sevindim İnşallah Allah tamamına erdirir” dedim ve devamla “Bu gün de aslında çok işim vardı. Sizinle buraya gelince unuttum hepsini. Şimdi gitmem lazım; anlayışla karşılayacağınızı umuyorum” dedim.
Birlikte dışarı çıktık ve tokalaşarak yanlarından ayrıldım. Bir süre sonra dönerek arkama baktım Figen peçeteyi yırtıyordu ve gözleri yaş doluydu. Benim onlara baktığımı görünce gözlerini silerek bana el sallamaya başladı.
Bir daha arkama bakmaya cesaret edemeden gözlerimde beliren yaşlarla oradan uzaklaştım.

bu yazıyızda benım bilader yazdı biraz uzun ama idare edin artık

Aşktan Kaçış

Pazartesi, Temmuz 23rd, 2007

Hayatımda hiç mi hiç yenilmedim. taki seni tanıyana dek. hayatım benim elimdeydi. Daha ortaokul 3 sınıftaydım.Derslerime çok önem verirdim.Çevremdeki arkadaşlarım dağınık,serseri tipli kişilerdi. ama çok yardımsever ve mühteşem insanlardı. ben ve birkaç kız arkadaşım derslerden zaman buldukça gezer eğlenirdik. yine birgezme dönüşü otobüse bindip eve geliyorduk. otobüs çok kalabalıktı. biz ayakta zor duruyorduk. otobüs birden fren yaptı. ben kendimi tutamayıp arkadşımın üzerine düştüm . oda kendini vebeni tutamayıp bir gencin üzerine düştü. coçuk oldukça yakışıklıydı. bizde bunu fırsat bilip onun bilerek çocuğun üstüne düştüğünü herkese anlattık. o bize kızdıkça bizde daha çok alevleniyorduk. ertesi gün okul da güle güle ölmüştük.
bir kaç hafta sonra bizim sitede oturan arkadaşımın doğum gününe gittim. kapıdan içeri girer girmez otobüsteki çocuğu gordüm. çok şaşırmıştım. arkadaşım beni onunla tanıştırdı. meğer çocuk onun amcasının oğluymuş .adı da eray’mış. o gün eray’la iyi sohbet etmiştik.
bir gün doğum gününe gitiğim arkadşım beni çağırdı evlerine ,gittim.bana erayın benden hoşlandığını söyledi. benim ağzımı bıçak açmıyordu. bana onunla çıkıp çıkmıyacağımı sordu. ben reddettim. çünkü böyle şeylerden korkuyordum.
ertesi gün okulda durgunluğum fark edildi. arkadaşlarıma olayı anlattım. onlar neolacak ki çık dediler ama ben çekiniyordum. nedenini bilmediğim bir şey kalbimde saplanmıştı. onun adını duyunca birşeyler oluyordu bana .
sonradan bana bir cesaret geldi ve çıkma teklifini kabul ettim. bir hafta boyunca çıktık. ama ben birşeyler seziyordum arkadaşım banu da. bana karşı tavırları değişmişti. sanki beni çekemiyordu. bulunduğum ortamlardan kaçınıyordu. daha sonra bir diğer arkadaşım sebebinin eray olduğunu söyledi.
tanışmamıza sebep olduğu için kendinde nefret ediyormuş. bunu duyunca ben delirmiştim. nasıl olurdu da yakın arkadaşım bana bunu yapabilirdi.
bir ay sonra banu’nun intahara teşebbüs ettiğini sebep olarak da beni gösterdiğini duydum. bunu duyunca ne yapacağımı bilemedim ve eray’ı arayıp artık ayrılmamız gerektiğini ve onun banu ile birlikte olmalarını istediğimi söyledim. o çok şaşırmıştı. bizim neden ayrılmamız gerektiğini soruyordu. bense daha fazla dayanamayıp telefonu kapattım.
daha sonra hiç bir arkadşımla konuşmadım. beni gezmeye davet edenlere lise sınavına hazırlanıyorum diye başımdan savdım. lise sınavını kazanmıştım. tercih formuma izmiri yazmıştım. halamın yanın da okumak istiyordum. ve öyle de oldu. şimdi izmir de okuyorum. hayatımda ben birkişiyi sevmiştim ve onu da kaybetmiştim . şimdi de kimseyi sevemiyorum. kalbimin ağrısından buraya gelmekle kaçtığımı sanıyordum yanılmışım. o da benle gelmiş meğer. şimdi yalnız ve çaresiz beklemekteyim ölümü.

Yokluğuna Alışmak Varlığının Bedeliyse

Pazartesi, Temmuz 23rd, 2007


Üzülme; ayrılıklar da hayata dair diyorum kendime.
Her geçen gün bir ışık yeni başlayan güne,

Şimdi sadece gidiyorsun paylaştığımız mekanlardan, kokun kalır geride.

Gülümsemene hasret olsam da üzülme, sevdan hala yüreğimde.
Sensizlik alışılmayacak bir işkence
Git, gidebildiğin yere…

Yokluğuna alışmak varlığının bedeliyse….

ÖDÜYORUM…

En Güzel Kalp

Pazar, Temmuz 22nd, 2007

Genç bir adam kendi kalbinin yörenin en güzel kalbi
olduğunu ilan etmişti.Onu görenlerde bunu
onaylamıştı.Birden kalabalığı tam ortadan yaran yaşlıı
bir adam genç adama doğru yürüdü ve :

"Ne için senin kalbin benim ki kadar güzel değil "dedi.

İste tam o anda kalabalık ve genç adam yaşlı adamın
kalbine doğru baktılar. Çok hızlı çarpıyordu fakat
içinde çok fazla yara ve zaten çok az kalan boşluklarda
çentikler vardı, onlarında üzeri keskin çentiklerle
dolu idi.Yaşlı adamın yaşlı kalbinin çok acı çektiği belli oluyordu

İnsanlar şaşırmıştı, yaşlı adam nasıl bu kalbin en
güzel kalp olduğunu söyleyebilirdi.

Genç adam gülerek "saka ediyor olmalısın" dedi yaşlı
adama" benim kalbim pürüzsüz mükemmellikte iken
seninki gözyaşları ve acılardan oluşmuş yara izleri ile dolu"

"Doğru" diye yanıt verdi yaşlı adam

" Senin kalbin mükemmel gözüküyor fakat ben asla yaşlı
kalbimi senle değişmem.O gördüğün her yara benim
sevgimi verdiğim bir kişiyi gösteriyor, onlara
kalbimin bir parçasını seve seve verdim onlarda
kendilerinden bir parçayı bana verdiler bu yüzden bu
parçalar benim verdiğim parçalara bazen tam uymadılar
ve üstünde yada köşelerinde pürüzler oldu fakat ben
onların her parçasını tek tek seviyorum , çünkü
onların her biri paylaşılan sevgileri , dostlukları
bana hatırlatıyor. Bazen de sevgimin ve dostluklarımın
karşılığını alamadım ,o kalbimin içindeki yara dolu
boşluklarda bu yüzden ucu kıvrık bıçak gibi ve oldukça
da acı verir, fakat hala bosturlar ve başka bir
kalplerinde bana sevgi ve dostluklarını
verebileceklerini böylece de bu boşlukları
doldurabileceklerini gösterir ve benim hala o umutla yasamamı sağlar.

Simdi söyle genç adam sence hangi kalp daha güzel ?"

Genç adamın gözleri sevgi gözyaşlarıyla dolmuştu Yaşlı
adama doğru yürüdü ve kalbinden genç ve güzel bir
parçayı dostça ona doğru verdi. Yaşlı adamın kalbinde
hala bir çok boşluk vardı.Yaşlı adam genç adamın
cömertçe verdiği kalbi dostlarının olduğu bölüme
yerleştirdi,üzerine çentikler attı ve yerine bir
güzel oturturdu. Genç adam kendi kalbine doğru baktı
artik eskisi kadar mükemmel ve pürüzsüz değildi ta kiii
yaşlı adam ona kendi kalbinden eski fakat güzel bir parça verene kadar.

Sonunda genç adam ve oradaki kalabalık gerçek kalbin güzelliğini anlamıştı.

Kalbi güzelleştiren onunla paylaşılan sevgi ve
dostluktu.İçinde sevgi barındırmayan ve taşımayan hiç
bir kalp gerçekten güzel olmazdı

Aşka Ayıp Oluyor

Pazar, Temmuz 22nd, 2007

Günümüz insanı aşka aşık,aşığa değil..! Aşkların kısa dönem askerlik gibi sürmesinin nedeni herhalde bu..Zaplanan aşıklar dönemi bu dönem!Kanaldan kanala geçilir gibi aşıktan aşka geçiliyor.Peki bu neden böyle oluyor? İnsan insana sevgisiz,insan insana tahammülsüz,insan insan için fedakarlık duygusunu yitirmiş,insan insana kendini adamaktan kaçıyor.Oysa fedakarlık,adanmışlık varsa vardır aşk.Fedakarlığın,adanmışlığın yaşamadığı yerde yaşamaz aşk.Ne yazık ki uğruna kendini adadığı ne bir ideali var günümüz insanının…Ne de uğruna kendini adadığı bir aşkı.Nerde ideali,uğruna her şeyden vazgeçen dünün insanı..Nerde hiç birşey için hiç birşeyden vazgeçemeyen bugünün insanı.Bugün insanı aşkta köşe dönmeci.Emek harcamadan yaşamak istediği gibi,emek harcamadan aşk yaşamak istiyor.Sevmeden sevilmek,vermeden almak istiyor.Hiç değilse bir koyup üç almak istiyor.Bir koyup üç almadımı ilişki bitiyor.İlişkiler çıkar menfaat üzerine kurulu.Elektriklenmeler kısa devre.Bir günlük elektriklenmeler,bir gecelik ilişkiler aşk sanılıyor.

Bayanlar,baylar aşka ayıp oluyor…
Can dündar

Aşk Yemini

Pazar, Temmuz 22nd, 2007

Bugün olduğu gibi yarın da, yarından sonra da, Ondan sonraki günlerde de gözlerimdeki yerinin değişmeyeceğine…Seni bir ömür seveceğime…Kelebeklerin renklerinin insanı büyülemesi gibi, yarınımda da hep sevginle yaşayacağıma… Her bakışında okuduğun o gözleri her zaman yanımda göreceğine, en yakın dostun, en yakın sırdaşın, en yakın arkadaşın olacağıma… Sıkıntının sıkıntım; üzüntünün üzüntüm olacağına…Her kızgın anını çiçeğe dönüştüreceğime…Her üzgün anında tebessümün geri gelmesi için elimden geleni yapacağıma…Asla ve asla soğuktan ve yanlızlıktan üşümeyeceğine…Yanında olmadığım ve varlığıma ihtiyacın olduğu her anda bir rüzgar olup seni saracağıma…Gözümün gözüne değdiği her an; sana yeniden aşık olup seni bir periye dönüştüreceğime…Yaşam boyu her sabah sana aşık olaraka uyanacağıma…Sen uyurken sana bakıp, Sen ve Ben için dualar edeceğime…Hasta olduğun zaman sana çorba yapacağıma…Seni asla üzmeyeceğime… Seni kızdırırsam. bunu bilmeden yapacağımdan h!
emen özür dileyeceğime…Beni tanıdığın gün, benden gördüğün neyse, ömrünce aynı beni göreceğine…Sevgimin asla değişmeyeceğine…Sevgimin asla azalmayacağına…Bilakis her gün büyüyen bir sevgiyi dönüp mutluluk ormanlarına seni taşıyacağıma…Senin herşeyin önünde olduğun gerçeğinin asla değişmeyeceğine…Seni asla ihmal etmeyeceğime…Senin sadece 14 Şubat`ta değil, 365 tane Sevgililer Günü`nde 365 tane ismin olacağına…Sana yalan söylemeyeceğime…Başkalarının yanındayken seni asla unutmayacağıma…Elini usul usul, korka korka tuttuğum o ilk gündeki aynı heyecanı hep yaşayacağıma…Bir ömür senin elini bırakmayacağıma…Bir ömür Can`ım olarak kalacağına…Tüm balonları senin için gökyüzüne salacağıma… Tüm çiçeklerde seni göreceğime…Okyanuslarda seni dalga yapacağıma…Yıldızlara kement atacağıma…Gökkuşağına salıncak kurup 7 renge senin rengini karıştıracağıma…Her satırda seni yazacağıma…Seni çizeceğime ve sana sesleneceğime…Hiç bir şeyin, hiçbirzaman senin ö!
nüne geçemeyeceğine…Her günün bir öncekinden daha güzel olacağına…Her anın unutulmazlık zincirine bir yenisini ekleyeceğine… Sana her zaman HAYATIM diyeceğime…
Seni sonzukluk kadar çok seveceğime…
Sen, ”SEN” olduğun için seni seveceğime…
Seni ”Bir ömürden de öte” seveceğime…
Seni Seviyorum diyeceğime…
SÖZ VERİRİRİM…

Güçsüzüm

Pazar, Temmuz 22nd, 2007

Hayır utanmıyorum bunu söylemeye.Güçsüzlüğümden dolayı olan çaresizliğimi,hasretimi,bekleyişlerimide söyleyebilirim.Çünkü hiç biri bana ait değil bunların,hemde hiçbiri.Sen hangi insanoğlu gördünki kendi gücü olan.Doğduğunda annenin gücüyle,öldüğünde tanırının gücüyle ayaktasındır.Yaşadığında hep birileri ruhunun kollarıyla sırtını sıvazlıyordur.Sevdiğindeyse hepsinden büyük bir güç kalbine yönelmiştir.Ne çaresizliği hatırlarsın ne hasreti.Ama ben güçsüzüm.Üstelik hayatımda hiç olmadığım kadar.Hayır utanmıyorum bunu söyleyemeye.Çünkü bana ait değil güçsüzlüğüm.Tüm güvendiklerimi bırakıp yalnız sana bağlamıştım ben güvenimi.Yalnız sana inanmıştım,Allah’a inandığım gibi.Bir bakışındı beni yüreklendiren,bir gülüşündü korkularımı tuz buz eden.Kısacası senden güç alıyordum ben.Bundan yirmidört saat öncesine kadar benden güçlüsü yoktu dünyada.Ne sözlerim vardı böyle,ne üzüntülerim.Öyle büyüktüki ellerin her sırtıma dokunuşunda sıvazlayacaksın sanıyordum.Nerden bilebilirdim beni gördüğün ilk çukura iteceğini.Şimdi korkularım çırılçıplak kaldı.Çaresizliğim gün gibi ortada.Basit şeyleri sevmem ben bilirsin.Ne sevdam basitti benim ne yenilgilerim.Kocaman bir yürekle sevmiştim seni.Avuçlarının içindeydi geleceğim.Hani tamda kestirememiştim kalırmısın gidermisin diye.Ama sevmek bu değilmiydi sevgilim.Düşünmeden herşeyini vermek değilmiydi.Tüm zırhlarımı soyunup teslim olmamışmıydım ben sana.Ama nerden bilebilirdim karşıma bir ordunun çıkacağını.Biliyorum… Aptallık ettim sana göre.Hayatından gelip geçen bir güzel kız olarak kalacağım mazinde.Biliyorum… Ama seviyorum işte.Sormadıki kalbim bana olurmu diye.Senin dikenli yolarında sana ulaşmak için çabalarken sanki cennet yolunda koşuyormuşum gibiydim.Baştan hayır deseydin bana,olmaz deseydin belki şimdiki kadar üzülmezdim.Ama nerden bilebilirdimki senin beni gördüğün ilk çukura iteceğini.Şimdi tüm duygularım çamura bulandı.Biliyorsun,sayende… Sessizliğim meşurdur bilirsin.Hep içimdedir benim savaşlarım.Korkutmam kimseyi.Korkularımda basit değildir çünkü benim.Şimdi sen kirletilmiş bir kız gibi beni ortada bıraktın gidiyorsun.Sayende istanbul ağlıyor.Sayende ben ağlıyorum.O çok güçlü bildikleri cılgın ın şimdi çocuk gibi yara alıp düşüyor.Gözyaşlarımda basit değil benim bak kocaman bir şehir tüm gece bana eşlik ediyor.Biliyorsun,sayende….

Hani gücün güç aldığına bağlıydı ya..
Eğer benim güç aldığım sensen sevgilim
Herkese yalan söyledim.Çünkü sen bana hiç güç vermedin…

Her Ayrılık bir vurgun deymeyin yaşlarıma

Pazar, Temmuz 22nd, 2007


Her ayrılık bir vurgun değmeyin yaşlarıma
Benden selam söyleyin bütün aşklarıma

“ O “

“Üşüyorum…Sensizlik hakkında kurabildiğim tek kelime bu.Uçurum bak sensizlik tut beni düşüyorum.Tutmazsın değil mi ellerimi, beni karanlıktan çıkarıp yeniden aydınlığı yaşatmazsın.Anlamsız bir şekilde kapamışsın gözlerini.Ben o parıldayan gözlere bu kadar tutkunken…

Oysa güzel başlamıştı hikayemiz,Uzaklar zaman umurumuzda olmayacak kadar aşıktık.Belki benim kadar deliydin sende.Belki de ben kendimi avuttum öyle…Mesafeleri aşıp yanıma gelişini hatırlıyorum.Kalbimin yerinden çıkmasını zor engelleyişimi,hatta kızarışımı…İşte o dediğim anı beklediğim kişi o…

Ne oldu bize biliyorum ki mesafeler değil sorun ,peki ne öyleyse.Yeterince sevmedin mi beni.Benim için işte budur diyemedin mi…Çirkin miydim çok mu güzeldim geveze miydim çok mu sustum İlgisiz miydim yoksa çok mu sıktım. söyle neydi seni böylesi uzak düşüren.Söyle neydi biz olmaktan vazgeçiren…

Ağlayacak bir omuz olmadım mı sana seni koruyup saklamadım mı sığınacak bir liman olamadım mı.Işığımdın sana aşıktım anlatamadım mı… “

Yazmışım bir yerlere ve yine bildik şey yollamamışım sahibine.Şimdi yazdıklarımı okuyorum da “İşte bu “ dediğim insan o kadar çok olmuş ki .Ama asla o olamamışlar O an buna inanmak istediğimizden mi bilinmez İşte bu deyivermişiz.

Kaç aşk sığar bir bedene yüreğe.Bunun hesabını yapan var mı.Çok duyuyorum bir kez aşık olur insan diyenleri e o zaman benim yaşadıklarım ne peki.Her ayrılışta beni sarsan ne.Aslında ben onu sevmemişim diyerek sıyrılabilir mi insan.Bu ona her şeyden öte yaşadığın zamana haksızlık olmaz mı. Aşk denilen şey farklı zamanlarda yüreğine kamp kuramaz mı?

Sevdiklerim oldu,acı çektiklerim,acı verdiklerim. Vurgunlarım oldu ,gözyaşlarım kahkahalarım.Her biri özeldi ve kötüde olsa yaşanmaya değerdi.Onlar beni ben yapanlardı ,onlar bu öyküleri yazdıranlardı.Gerçeklerdi hissedildiler sevildiler ve her masal gibi bittiler.ama unutulmadı hiçbiri her biri ayrı şarkılarda hatırlandı ,öfkeyle anılmadı hiçbiri.Dönenlere kapı açılmadı .

Montaine demiş ki bir denemesinde; “ben yazılarımı yazdıktan sonra düzeltmem tamam üslubum kaba gelebilir, sözcükler yanlış ama bu beni ben yapan şeyler"..

Bir ilişkiye de yeniden başlamak böyle bir şey değil mi? Üzerinden geçiyorsun, tekrar ediyorsun a bak şurada virgülü unutmuşum diyorsun.Ama ilk güzelliği kalmıyor , hata yapmamaya çalışırken doğallığı yitip gidiyor.Bu yüzden geçmiyorum ilişkilerimin üzerinden yeniden.Olur da bunları unutup bir gün yaşarsam İşte bu "O" dur belki de…

Bilsinler ki yaşamıma girenler,gidenler,yitenler elbet sevildiler.
Ama "O" olmadıkları için ya da ben "O" olmadığım için bittiler…

Sponsor
Sponsor