Archive for the ‘Ayrılık Hikayeleri’ Category

Gül ve Mektup

Cuma, Eylül 7th, 2007

Gül ve Mektup

Merhaba,
Merhaba uzakların nazlı ve şirin papatyası,
Asi ve hırçın bir bulutun fırtınası,
Merhaba sılamın mavi rengi,
Aksi çiçeğim, doğunun buğulu rüyası,
Sırrım ve gizemim, son limanım merhaba.

Tarifini yapmalı yeniden,
Seninle sevdanın
Ve bu sevdaya
Hiç ayrılık,
Hiç hüzün,
Hiç mutsuzluk,
Hiç acı
Hiç özlem katmadan
Yaşamalı yeniden…

Bir bilsen kaç soru işareti gelip yordu beynimi, kaç tane yarım şiir bıraktım hasrete dair, görseydin kaç geceyi kapımın önünde geçirdim yıldızlara dalarak. Dinlediğim her aşk şarkısına eşlik ettim ve her ayrılık şarkısını, her özlem türküsünü sana hediye ettim.
Ağır geldi akşamların yalnızlığı, umudumu kuşların kanadına, umutsuzluğumu toprağa armağan ettim. Kuşlarım sana geldi mi bilmem ama umutsuzlukla başım dertte. Ellerimle bakıp büyütmeliyim, gözümden sakınmalıyım umudumu ve sana saklayabilmeliyim ki sen bulduğun zaman sevincine hazır olabilmeliyim.
Yüreğimizde bir nisan yağmuru, tüm heybetiyle oluşan gökkuşağı, hafif ıslanmışız, caddeler boş, yoldayız. Toprak kokusu, tazelik, çiçekler, yan yanayız, zaman durgun bir göl gibi, yürüyorum gelmiyorsun bekliyorum sen yürümeye başlayınca ben gidemiyorum. Nasıl bir rüya bu, hem hiç uyanmadan devam etsin diye bekliyor bir yandan bedenimize hükmedemiyoruz.
Kimi günler çocuklar ellerinde güller bana doğru koşuyorlar, gülleri uzatıyorlar, güllere bakıyorum, ne kadar masumlar. Gülleri almak istemiyorum çocuklar üzülüyorlar ama bilmiyorlar ki elime aldığım her gül seni anımsatıyor bana ve ben dallarından kopmuş güllerin hayatlarının kısa olacağını biliyor, kahroluyor, için için ağlıyorum. Çocuklara da seni anlatamam ki, gülleri almıyor çocukların başını okşuyor ve içim buruk gülümsüyorum sana gülümsediğimi düşünerek.
Ayrılık ve acı neden hep aşkla beraberdir, neden aşk kedere arkadaşlık eder ve neden aşk, yüreğimize gelirken hasreti ve özlemi yanında getirir ve neden aşkın diğer yüzü hüzündür?
Gerçekler acıdır bazen ve acıtır. Aslında gerçeğin kendisi tatsızdır ona acı ya da tatlı olmayı biz emreder ve yükleriz. Bırak acı olsun, biraz hüzün, biraz keder olsun. Acı olgunlaştıracak, hüzün yaramızı kapatacak, keder sevgimizle heder olup yok olacak.
Sırrım ve gizemim,
Sanırım neşe, mutluluk, sevinç ve heyecan dolu bir mektup olmadı ama yüreğimden oldu, gönlümün en gizli yerinden oldu. Sahte değil saf ve temiz oldu.
Olsun be uzakların gülü, saklı bir şehrin saklı maşukuyum ben, yeri gelir böyle dolar, hüznü yazar, yeri gelir sağanak bir yağmur olur neşeyi yazarım. Şairlikte var hani ve her şair biraz divanedir de, sen divaneliğimize, şairliğimize ver.
Mutlu kal yağmur bulutu,
Sevinç yoldaşın olsun, hüzün bahçene uğramasın.
Seni hatırlayan bir kalp her zaman olacak, biliyorsun değil mi? O titreyen gülüşünü hisseden bir yürek var hissediyorsun değil mi? Mekânın uzaklığına rağmen sıcacık bakışını görebilen bir çift göz bu dünyaya kapanıncaya kadar olacak görüyorsun değil mi? Yaşadığını ve varlığını mutluluklarına ekleyecek bir yürek var duyuyorsun değil mi?
Neler duymak isterdin şimdi benden? Belki şu an bilemiyorum ama, ne dil seni anlatmaya, ne göz seni görmeye, ne el sana dokunmaya kıyamaz bence. Nadide bir çiçeksin işte böylece gül bahçemde bu yüzden ne veda ediyorum sana, ne hoşça kal diyorum, ne söylememi istersen onu söylediğimi düşün yeter…

Hakan BAHÇECİ

Benimle Çıkar mısın Sorusuna verilen cevapların anlamları

Cuma, Ağustos 17th, 2007

Bu soruya bir bayanın verebileceği cevaplar ve bu cevapların gerçek anlamları :

1-Olmadığı için üzgünüm; ama lütfen arkadaş kalalım.
(İstediğin şey mümkün değil. Ama yanımda olmaya devam et. Beni evime getirip götürecek, güldürüp-eğlendirecek, eğlence yerlerinde eşlik edecek, faturalarımı yatıracak ve tamirat işlerimi yapacak birisine ihtiyacım var. Merak etme; bir erkek arkadaşım olduğunda da arada sırada ararım seni.)

2 - Ama ben seni kardeşim gibi görüyorum.
( Bir daha asla bu konuyu gündeme getirme.)

3- Duygusal sorunlarım var; önce onları çözümlemem gerek.
(Senden başka birkaç kişi daha var; ama bir türlü karar veremiyorum.)

4 - Böyle bir ilişki için henüz hazır değilim.
(Henüz alemlerin tadını yeterince çıkaramadım. Beraber olmak istediğim birkaç yüz kişi daha var. Beklemeye devam et. Daha iyisini bulamazsam belki gelirim…)

5- Seni yeterince tanımıyorum.
(Tipin falan tamam ama ya diğer özelliklerin? Araba senin üzerine mi? Evin-yazlığın var mı? Kaç para kazanıyorsun? Bankada paran var mı, vs…)

6- Teklifine sıcak bakıyorum ama şimdi olmaz. Zamana bırakalım…
(Saz heyetinde on sekizinci keman olarak çalmaya devam et. Gencim, güzelim, çekiciyim. Bunların tadını en dibine kadar çıkarmak istiyorum; diğer taraftan senden daha iyi birisini bulamamaktan da kaygılanıyorum. Gözaltı torbalarım ortaya çıktığında kabul edeceğim.)

7- Seni seviyorum. Ama ben çok seçici birisiyim; kolay kolay beğenmem. Hemen karar vermemi bekleme.
( Ben İngiltere kraliçesinin soyundan geliyorum. Bana layık olmak çok zordur. Superman - Brad Pitt - Prens Rainer - Bill Gates karışımı bir erkek arıyorum. Güç, karizma, zenginlik, zeka, statü, fizik, kimya, falan hepsi birarada olmalı. Kız kurusu olmak pahasına da olsa arayacağım. Eğer bulamazsam can simidim olursun, değil mi kerizciğim?..)

8- Hayatım şu anda karmakarışık, israr etme.. Ben seni ararım.
(Birkaç erkeği aynı anda idare ediyorum. Fazla kurcalama. Habersiz eve gelmeye falan da kalkma, ikimiz de dayak yeriz valla… )

9- Aşk bana göre değil…
( Kendime güvenim yok. Bir ilişki sürdürmek için çaba harcamaktansa evde televizyon izleyip, pasta-börek yerim. Nasılsa ailem zamanı gelince birisini bulur.)

10- Aynı işyerinde çalıştığım biriyle birlikte olamam.
(Hiç tipim değilsin. Ama ileride yöneticim olursun da burnumdan getirirsin diye açık açık söyleyemiyorum.)

11- Şu sıralar kariyerime konsantreyim.
(Yaptığım iş dışında hiçbir konuda söyleyecek sözüm yok.)

12- Ben nişanlıyım.
(Ne güzel eğleniyorduk. Neden üzerime geldin ki sanki. Sonunda doğruyu söylemek zorunda kaldım işte…)

13- Evet, kabul ediyorum…
(Dürüst bir bayan)

14- Hayır, kabul etmiyorum.
(Dürüst bir bayan daha)

Masal mavisi bir rüyada Ve elbette o korsan yüreğin Yine pusuda …

Cuma, Ağustos 3rd, 2007

Masal mavisi bir rüyada Ve elbette o korsan yüreğin Yine pusuda …

Sen bu şiiri okurken Ben çoktan bu şehirden gitmiş olacağım Artık ne özlemlerimi duyacaksın bıçak yarası Ne de telefonların çalacak gece yarısı Ve bu zavallı yüreğim olmayacak artık Kaprislerinin hedef tahtası… Seni sana Beni bir akıl hastanesine Bırakıp gideceğim bu şehirden Nasılsa kavuşamadım sana Nasılsa dudaklarının kıyısına varamadım Nedense bütün çıkmaz sokaklar adresim oldu Ve nedense bütün kırmızı ışıkları üzerime yaktın Ne yaptımsa Bir türlü sana yaranamadım Artık adressiz Işıksız Ve öylesine ıssızım Dünlerin kadar eskiyim Verdiğin acılar kadar paslıyım İşte çıkıp gidiyorum hayatından Nasılsa fark etmez senin için Belki çok şanslı Belki de en yaşlıyım… Artık Pusulam hasreti Saatim yalnızlığı Ve takvimler sensizliği gösteriyor bana Neylersin Yolcu yolunda gerek Belki bundan sonra Belki senden sonra Adam olur bu “asi yürek” Ve dersini alır da bu sevdadan Bir daha Boyundan büyük denizlere Asılmaz kürek Yarın bu saatlerde Ben yollarda olacağım Sen kimbilir kaçıncı uykunda Masal mavisi bir rüyada Ve elbette o korsan yüreğin Yine pusuda Oysa İlk defa sesimi duymayacaksın Sitemlerin sahipsiz Soruların cevapsız kalacak Belki ilk defa içini kemirecek yokluğum Tanımadığın bir korku içini saracak Ve ilk defa kendinle hesaplaşacaksın Ne oldu? Ne oluyor? Ne olacak? Sonra Bir gözün kör Bir kulağın sağır Bir ayağın kırık Bir kolun kesik Düşeceksin yollara Yani baştan başa yarım Yani baştan başa eksik Bütün duvarlar üstüne yıkılacak Belki ilk defa “Unutuldum” diyerek için sızlayacak Ve sen bu şiiri okurken Ayrılığımız çoktan başlamış olacak Belki de son tesellin Sana yazdığım “bu son şiir” olacak Ve kimbilir Unutulmuş bir gecenin tam ortasında Başucundaki bir radyoda Uykusuz bir şair yüreğini çınlatacak Ve bir daha fısıldayacak kulaklarına Sana adanmış bu satırları “Bütün şehirler uyur İstanbul uyumaz Ve birgün Bütün sevenler unutur seni Ama bu “şair yürek” ASLA UNUTMAZ…”

Anka Kuşu

Cuma, Temmuz 20th, 2007

Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş…

Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.

Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.

Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;

papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);

Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;

baykuş yıkıntılarını özlemiş,

balıkçıl kuşu bataklığını.

Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.

Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş… Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.

Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;

"SİMURG ANKA - Otuz Kuş" demekmiş.

Onların hepsi Simurg’muş. Her biri de Simurg’muş.
Simurg Anka’yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.

Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır…

Aşk ve Terke Dair

Pazartesi, Temmuz 16th, 2007

Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki ne sevebilir ne terk edebilirsiniz.
Kör kütük bağlanmışınızdır aslında.
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır.
İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Gözyaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır.
Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak…
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır.
Sınırsız ve nihayetsizdir.
Ölmek var dönmek yoktur.
Gün gelir anlarsınız, içten içe bir şeylerin kanadığını.
Tutkulu sevdaların gizli hançeri başlar parıldamaya…
Orasından burasından eleştirmeye koyulursunuz,
Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa…
Başkalarını örnek göstermeye, "bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız.
Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız.
Aşkınızın gözü kör değildir artık.
Yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
"Eskiden böyle miydi ya."diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı.
Açıldıkça bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltınızdan.
Böyle sürmeyeceğini bilirsiniz, değişsin istersiniz.
O, sevgisizliğe yorar bunu… İhanete sayar…
Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
"Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler.
Bir zamanlar bir gülücüğüyle, alacakaranlığı ısıtan o rüya,
Bir kâbusa dönüşür birden…
Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size…
Hoyrattır bakmaz yüzünüze, zehir akar dilinden, konuşturmaz.
Sonuçlar, yargılar, mahkûm eder. Mühürler dudaklarınızı. Siler sizi defterden…
"iyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için…" dersiniz dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşayamayacağınızı bilirsiniz ama böyle de sevemezsiniz.
İhanetten kırılmıştır kaleminiz, severek terk edersiniz.
"Madem öyle"nin çağı başlar ondan sonra.
Mademki siz böylesine tutkun iken O hep başkalarını seçmiştir,
Mademki kıymetinizi bilmemiştir, o halde günah sizden gitmiştir.
Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece.
Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre.
Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni…
Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur.
Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini.
Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye.
Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla…
"bana ne… Kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre.
Ama sonra…
Ansızın kulağınıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından,
Süzülüp gelen bir korku hatırlatır onu yeniden.
Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder, ağlarsınız.
Kokusunu özlersiniz, türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi,
Yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi…
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız…
Sular kulağına fısıldasın diye.
Dönüp, "seni hala seviyorum" diye bağırmak gelir içinizden.
Dönemezsiniz.
Görmedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu.
Ne onunla olur, ne onsuz…
Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu,
Hem "ne olacak sonunda" kuşkusu.
Böyle sevemezsiniz,
Terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz!

Sus Gönlüm

Pazartesi, Temmuz 16th, 2007

Çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor,daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm. Çok laf etme. Az söyle ki işimiz olgunlaşsın.Az söyle ki Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.

Sus gönlüm. Bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara. Dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen görünmeyen dalgalar gibi yüreğin biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı,seni durdurmazdım…İnan bana…Ama yok. Başka çare yok. Unutma ki ilaç bile beklemeden tesir etmez,çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz…

Sus gönlüm. Bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus…

Sus gönlüm. Seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk’u buluncaya kadar.

Sus gönlüm. Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Sus gönlüm. Her susuşun bir cevap olsun. Her susuşun,sabrın olsun. Her susuşun,duan olsun. İçten yakarışının adı olsun,susuşun. Bekleyişinin. umut edişinin,inancının,özlediğin şeylerin vurgusu olsun,susuşun

Dünyanın gözyaşı olurmu diye sorma ne olur

Cumartesi, Mayıs 12th, 2007

Dünyanın gözyaşı olurmu diye sorma ne olur. Sen gidince tüm dümyamı gözyaşı denizlerine sürükledin.
Dünyada bu kadar gözyaşı olduğunu bilmezdim ve bir insanın bu kadar içten ağlayabileceğine de görsemde inanmazdım.

Yazık ki gittin benden ve yazık ki anlatacak kelime bile bırakmadın bana.
Seni anatabilecek tek şey gözyaşı ve ben tüm benliğimle iki gözümle seni anlatıyorum sen gittin gideli ve ben senin gittigin yolları izliyorum.
(more…)

Sensiz Seni Öldürecektim

Cumartesi, Mayıs 5th, 2007

Öldürecektim seni bende ;kendimde o gücü bulabilseydim eğer…
Sindiremeyecektim senden kalanları benden uzak mezarlara koymaya!!Diyar diyar dolaşıp yine içime gömecektim seni en sonunda…
”Ben demiştim” diyenlere, üzüntümü belli etmemek için kuşandığım, mekanik tebessümlerimin ardındaki yaşlarla sulayacaktım taze mezar toprağına ektiğim çiçekleri…
Ama ben seni içimde öldürmeye kıyamadım….

(more…)

Neyse uzatma git beni yalnız bırak

Cumartesi, Mayıs 5th, 2007

Çoktandır özlediğim yanık saman kokulu bu toprak üzerinde dalıp kalmışım.
Uyuyor muyum; yoksa rüya mı görüyorum. Bilmiyorum.. Serin bir gölge. Kafamda
12 tonluk Bussinglerin korkunç gürültüsü. Bir şeyler düşünmek istiyorum. İki
şeyi biraraya getiremiyorum bir türlü. Düşüncelerim hep uçuyor. Biri daha
uçtu. Yaprakları dökülmüş kuru bir dala takıldı kaldı. Ağacı salladım,
salladım. Düşüremedim. Sonra, düşünüm testi olup düşüverdi. Kırıldı. İçinden
bir kız çıktı. Kızıl mısır püskülü gibi parlak, yumuşak saçları vardı. Gözleri
mavi mi, yoksa yeşil mi? (more…)

Ama gidişim nedensiz değil

Cumartesi, Mayıs 5th, 2007

Siz hiç gittiniz mi ya da gitmek istediniz mi? Yollara ya da başka diyarlara emanet etmek istediniz mi kalbinizi ve kendinizi?

Büyük çoğunluğun içten bir ‘Evet’ diyerek cevap verdiğini tahmin edebiliyorum. Kiminle konuşsam bu aralar ‘Her şeyi bırakıp başka bir yere gitme isteği’nden bahsediyor. Hayatından hoşnut olan yok. Hemen hemen herkes gitmek, uzaklaşmak istiyor bulunduğu ortamdan. Mutlu olan da mutsuz olan da…

Mutsuz olanın gitmek istemesini anlıyorum da mutlu olanın gitmek istemesini anlamıyorum. Sanırım onlara da mutluluğun, huzurun, rahatlığın, her şeyin yolunda olmasının verdiği durumun, bu monotonluğun kendine batması nedeniyle…
(more…)

Sponsor
Sponsor