İftarda içilen sigara daha zararlı

Ekim 1st, 2008

İftarda içilen sigara daha zararlı

Konya - Sigarayla Savaşanlar Vakfı Kurucu Başkanı Ubeyd Korbey, iftar yemeğinin kalp atışlarını hızlandırdığını, bu nedenle iftardan hemen sonra içilen sigaranın kalp krizi ve damar tıkanıklığı riskini yaklaşık 10 kat artırdığını söyledi.

Korbey, dünyada her 6 saniyede bir kişinin sigaradan öldüğünü belirterek, Türkiye’de yaklaşık 23 milyon kişinin sigara kullandığını söyledi. Korbey, ”Ramazan ayında sigara içimine dikkat etmek lazım. Sigara, ramazan ayında diğer dönemlere oranla daha fazla risk oluşturuyor. Gün boyunca kişi aç kalıyor. İftar yemeği kalp atışlarını hızlandırıyor. Bu nedenle kanın dolaşımının rahat olması lazım. Kan dolaşımının hızlanma süreci içinde sigara kana karışırsa kan koyulaşır. Damarlar üzerinde büyük baskı oluşturuyor. Tiryakiler yemekten sonra yoğun şekilde içiyor. İftardan hemen sonra içilen sigara, kalp krizi ve damar tıkanıklığı riskini yaklaşık 10 kat artırıyor” dedi.

İftarda birbiri ardına içilen sigaranın kanın oksijen taşıma yeteneğini azalttığını ve bunun vücuda ciddi zararlarının olduğunu belirten Korbey, “Beyin kanaması, damar tıkanıklığı ve felç olma riskini de 10 kat arttırıyor. Sigara mutlaka içilmesi gerekiyorsa yemek bitiminden sonra 15-20 dakika, vücudun yemekten kaynaklanan yükünün hafiflemesi beklenmelidir. Oruçlu insanın sigarayı bırakması çok kolay, sadece biraz çaba gerekiyor. Ülkemizde her yıl 20 bin civarında akciğer kanseri vakası ortaya çıkıyor. Bunların yüzde 97’si sigaradan kaynaklanıyor. Sigara kaynaklı akciğer kanserlerinin yaklaşık yüzde 10′u ise pasif içiciler” diye konuştu.

Kanal Tedavisi

Ekim 1st, 2008

Niçin kanal tedavisi yapılır?Öncelikle şu bilinmelidir ki, doğal dişin yerini hiç bir yapay diş tutmaz. Dolayısıyla doğal dişlerimiz tedavi ederek son noktaya kadar korumalıyız. Dişlerimizden biri hastalandığında en bilinen koruma yöntemlerinden biri de kanal tedavisidir.

Kanal tedavisi hasar görmüş dişlerin korunmasında yardımcıdır. Pulpa sinir, kan, lenf damarlarını içeren dişin içindeki yumuşak tabaka, kendini tamir edemeyecek derecede hasar gördüğünde pulpa ölür. genellikle buna, kırık dişlerdeki veya derin çürüklerdeki bakteriler sebep olur.

Bakteriler dişin özünde iltihaba yol açar. Hasar görmüş veya hastalanmış pulpa çıkarılmazsa diş ve çevresindeki dokular enfeksiyona maruz kalır. Ve sonunda dişinizi tamamen kaybedebilirsiniz.

Kanal tedavisi nedir ve nasıl uygulanır?
Kanal tedavisi pulpanın hasar gördüğü durumlarda uygulanan bir tedavi şeklidir. Önceki yıllarda hastalanmış yumuşak diş tabakasıyla karşılaşıldığında tek çözüm çekim iken, günümüzde bu dişleri tedavi etmek mümkündür.

Kanal tedavisi yapılmazsa ne olur?
Derin çürük ve çatlak dolayısıyla pulpanın kendini iyileştiremeyeceği durumlarda diş canlılığını kaybeder, enfeksiyon bütün dişe yayılabilir. Kanal tedavisi yapılmazsa enfeksiyon kök ucundaki dokulara kadar ulaşabilir. Dişi çevreleyen çene kemiği de iltihaplanarak aşınır. Meydana gelen bu boşlukta abse oluşur. Bu tabloya ağrı ve şişlik de eşlik eder ve diş kısa zamanda kaybedilir.

Kanal tedavisinin aşamaları
1. Öncelikle ağrısız ve acısız bir tedavi olması için dişe anestezi yapılır.

2. Daha sonra çürük temizlenip, dişin özüne ulaşılınca hastalıklı ve yumuşak doku çıkarılır. Sinir ve doku artıkları temizlenir.

3. Kök ucuna kadar diş kanalına şekil verilir. Gerekirse bazı ilaçlar uygulanarak iyileşme hızlandırılabilir.

4. Seanslar arasında diş iyileşene kadar geçici dolgu maddeleriyle dişin üzeri kapatılır. İltihabın üremesinin durduğu anlaşıldıktan ve kök ucundan iltihap gelmesi sona erdikten sonra kanal içerisi özel bir dolgu maddesiyle, kök ucuna kadar doldurulur.

5. Bazı vakalarda bu seanslara hiç gerek olmayıp tek bir seansta da kanal tedavisini sağlıklı bir şekilde kanal tedavisini bitirmek mümkündür.

Kanal tedavisi uygulanmış bir dişin ömrü ne kadardır?
Eğer diş tekrar enfekte olmazsa ve çürümesini önleyici tedbirler alınırsa, ömür boyu bu dolgu kullanılabilir. Düzenli dişhekimi kontrollerinizde enfeksiyonun başlangıcını yakalayabilirsiniz. Ayrıca çok iyi bir ağız bakımı ile de dişin tekrar çürümesi önlenmelidir.

Cinselliği çekici hale getirmek

Ekim 1st, 2008

Havaya sokmak için: Gün içinde ufak tefek adımlarla onu istediğiniz kıvama getirebilirsiniz. Bunun için, başka şeyler peşinde koşmanız gerekmeyen hafta sonlarını tercih etmelisiniz. Sabah birlikte duş almak, saunaya gitmek, omuzlarına masaj yapmak yumuşak seks için güzel birer hazırlık.

İpek ve saten: Baş başa kalmadan önce uygun müzik ve mumlar sayesinde rahat ve çekici bir ortam yaratın. Saten ya da ipekten yapılmış gecelikler giyin, bırakın bu çekici kumaşları sizin üstünüzden o çıkarsın. Bu kumaşların verdiği hissi hem siz hem de o çok seveceksiniz.

dım adım erotizm: Erotizmin havada hissedilmesini sağlayın. O konuşurken siz kendinizi okşayın. Bakışlarını istediğiniz vücut bölgelerine doğru yönlendirin.

Isınma programları: Zevki yaşamak istediğiniz tarafa doğru yönlendirin. Köpüklü bir banyo mu? Su küvete dolarken, siz ipek kimononuzla ortalıkta dolaşıp etrafa tütsüler yardımıyla aromatik kokular yayılmasıyla ilgilenin. Odanın içinde ihtiyacınız olan her şeyin hazır bulunmasını sağlayın. Kumaşlar, kayganlaştırıcı jeller, losyonlar, masaj yağları, tüyler…

Değişiklik: Bilinmeyen yüzlerinizi göstererek sizi yeniden keşfetmesini sağlayın. Daha önce yapmadığınız ufacık bir şey: Hep gözleriniz kapalı mı öpüşürsünüz, açık tutun ya da normalde yüksek sesli mi sevişirsiniz, sessiz olun. Sonra da bunu nasıl bulduğunu sorun: Hoşuna gitmiş mi? Böyle mi devam etmelisiniz? Sonuç: Duyularınız bu ufacık değişiklikle tam uyanıklığa geçecek.

Yönetmen asistanlığı: Kendinize yakın arkadaşlarınız arasından bir yardımcı seçin. Sevgilinize romantik bir sürpriz hazırlamak istediğinizi söyleyin ve bir film seti yaratırmış gibi organize olun. Siz yokken, evinizde atmosfer yaratma işiyle ilgilensin: Banyoyu suyla doldursun, mumları yaksın, dans edebilecek bir alan için eşyaları kenara çeksin. Ayrıntılardan bahsetmeseniz de olur.

Vahşi seks: Alışılmışın dışında bir şeyler yapmak istiyorsunuz, çok da yumuşak olmasın, biraz güç gösterisi olsun istiyor canınız: Isırmalı öpücükler, sert dokunuşlar istiyorsunuz

İstediğinizi almanın yolları Ufak bir çekişme uyarıcı olabilir. Tuttuğu takım yenilmiş ya da bir tanıdığınız, sevgilinizin burnunun büyük olduğunu düşünüyor… Bu konulardan bir miktar bahsettikten sonra gülmeye ve onu öpmeye başlayın. Öfkenin yarattığı adrenalin ve gülme hormonu endorfinin birleşimi sert seks için mükemmel karışımdır.

Havaya sokmak için:

Kıskançlık: Kıskançlık, tutku çorbasının tuzu gibidir. Alışverişte, barda ya da restoranda dozunu fazla kaçırmamak şartıyla başka bir adamla flört edin. Arkadaşlarından biri hakkında olumlu bir görüş belirtin. Sonrasında ona dokunarak “Bir şeyin mi var?” diye sorun. Rekabet hissi testosteron akışını hızlandıracak.

Bir yarışma sahneye koyun: Bilek güreşinde kazanacağınızı iddia edin ya da 30 saniyede sizi soyamayacağını… Yarışma hissi erkeklerde en yüksek performansın ortaya konmasını sağlar.

Yakın dövüş: Alt dudağı emmek, enseyi ısırmak gibi ayrıntılar, “Bugün mayışmak yok” mesajının iletilmesi için en iyi sinyallerdir. Göğüs ucunu sıkıştırmak, üst kolunu sıkmak, poposuna bir şaplak atmak da sert seks isteğinizi açığa çıkartır. Sonunda kendinizi halının üstünde, nefes nefese ve terlemiş şekilde bulabilirsiniz.

İyi Öpüşmenin 18 Kuralı

Ekim 1st, 2008

Onunla öpüştüğünüzde nefessiz kalmasını, başını döndürmek mi istiyorsunuz? Eski moda öpüşmelerle başlayıp onu yatak odasına götürecek yeni öpüşme tekniklerini deneyin. Önereceğimiz yeni teknikler sayesinde partneriniz öpücüğünüzden çok memnun kalacak. İlk öpüşmenin filmlerdeki gibi öldürücü etkisi olmayabilir. Öpüşürken yırtıcı hayvan gibi davranmamaya ve mümkün olduğunca az tükrüklü olmasına çalışın. Öpücüğünüz iki insan arasında çok özel şeyler paylaşıldığını gösteren çok sıcak, ağır ve romantik olmalı. Çoğu kişi “sıcak ve ağır” tanımlamasını “ıslak ve dağınık” ile karıştırma hatasına düşer. Islak ve dağınık öpüşenler kadınlar tarafından beğenilmezler ve “kötü öpüşenler” listesinde yer alırlar. Bazıları bunu isteyerek yapabilir ve bunu etrafındakilere övünerek anlatabilir.

İşte en etkileyici 18 öpüşme kuralları..

  1. Bayanlar ve baylar öpüşeceğiniz zaman dudaklarınızı ıslatmayın. Bu ünlü bir şarıkıcının seyirci önünde şarkı söylemeye başlamadan önce boğazını temizlemesiyle eşdeğerdir.
  2. Öpüşürken diliniz  kutudan birden fırlayan kukla gibi ağzınızdan çıkmasın, ağzınızın hafif açık olması yeterli.
  3. Erken ortaya çıkan Fransız tarzı bu öpüşmeyi hemen denemeyin. Partnerinizin bunu denemeye çalışacağından şüpheleniyorsanız; 1) Ağzınızı kapatın, 2) Ağzınız açık olsun, dilinizi çıkarmayın.
  4. Öpüşmenin daha ateşli bir hal almasını istiyorsanız dilini hissettiğinizde hoşunuza gittiğini gösteren bir işaret verebilirsiniz. Bu süreç yarım saat ya da 30 saniye olabilir.
  5. Ağzınızı partnerinizinkinden çok daha geniş açmayın. Öpüşme taklit etme değildir.
  6. Öpüşürken kaba konuşmalar yapmayın.
  7. Dilinizi partnerinizin küçük diline değdirmeye çalışmayın.
  8. Dudaklarda başlayan öpüşme sonrası dudaklarınızı vücudun diğer yerlerinde gezdirmek için acele etmeyin. Ay ışığı altında yuvarlanmak, gezinmek romantizmi artırabilir. Bundan sonra kontrolü ele almak sizin elinizde.
  9. Çoğu kişi romantizmi yetişkinliğe geçiş döneminde önemser. Herşeyin ötesinde her ikinizde sadece öpüşmeye odaklandığınızda keyif alırsınız.
  10. İlk öpüşmeniz sonrasında kendi kendinize “kötüydüm değil mi?” gibi sözlerle  çamur atmayın. Gerçek kadınlar ve erkekler sadece bu andan zevk alırlar.
  11. Sadece umutsuz ruhlar karşısındakini içine çekmeye çalışır. Özellikle daha önce asla öpüşmediğiniz birine çekingen ve yasakmış gibi yaklaşıp sürpriz bir öpücük kondurmayın.

Erkek cinselliği hakkında yanlış bilinenler

Ekim 1st, 2008

Cinsellik birçok yanlışın doğru sanıldığı bir konu. Biz de kadınların en sık bahsettiği konulardan derlenen mit leri 14 başlık altında topladık…Cinsellik dipsiz bir kuyu gibi. Tek bir kelime ya da belli kalıplarla anlatılmayacak kadar geniş bir alana yayılıyor.

Davranış Bilimleri Enstitüsü uzmanlarından Psikolog Dr. Nur Velidedeoğlu, hala tabu olarak görülen cinsellikle, ilgili kulaktan kulağa yayılan sayısız boş inanç ve mitten bahsediyor bu inançların kadınların cinselliğe bakışını olumsuz etkilediğinin altını çiziyor.

Cinsellik insana haz veren aktivitelerin başında gelmesine rağmen bazen görev ve hatta işkence olarak görülebiliyor bazı kadınlar tarafından Hatta işi daha da öteye götüren kadınlar sırf partnerini mutlu etmek için orgazm taklidi dahi yapıyorlar.

Cinsel mitler
Psikolog Dr. Velidedeoğlu, Bu nedenle terapilerimizde cinsel sorunları için başvuranlara, inandığı cinsel mitleri mutlaka soruyoruz. Onların cinselliğe bakışlarını anlamaya, cinsel mitlere bağlı oluşan korkuların gün ışığına çıkarmalarına yardımcı oluyoruz diyor. Biz de kadınların en sık bahsettiği konulardan derlenen mit leri 14 başlık altında topladık…

Tüm fiziksel yakınlaşmalar cinsel birleşmeye gider…
Bu yanlış inanış, Erkekler her zaman seks ister kadına sadece ve sadece seks için yakınlaşır düşüncesinin devamıdır ve sağlıksız bir yaklaşımdır. Oysaki her yaklaşma cinsel birleşme ile sonuçlanmak zorunda değildir.

Sevişmeyi sadece erkek başlatır ve erkek yönetir
Cinsellikle ilgilenen kadının kötü kadın olduğu düşünülür. Kadın bu damgayı yememek için partneriyle yatağa girdiğinde seksi başlatanın erkek olmasını bekler. Bu tamamen toplumda kadına ve erkeğe yüklenen rollerin devamı olan bir düşüncedir. Yani kadına annelik rolü benimsetilirken erkeğin seksle daha fazla ilgilenmesi beklenir. Ancak seks ne erkeğin ne de kadının tekelindedir. Seks eğer iki kişi arsında yapılan bir eylemse iki kişinin de aktif olması gerekir ve bu her iki tarafın cinsellikten daha da zevk almasını sağlar.

Gerçek erkek,cinsel birleşme sırasında partneri tatmin oluncaya kadar boşalmadan durabilen erkektir!
Bu mit, bir erkek partnerini seviyorsa onunla birlikte olduğunda sertliği kolaylıkla sağlayabilir ve istediği kadar uzun süre devam eder gibi yanlış bir inanıştan kaynaklanıyor. Aslında erkek eşittir penis diye düşünülüyor. Ancak erkeğin de etten kemikten bir insan olduğu unutuluyor. Her erkek sertleşme sorunu yaşayabilir.Ama bu eşini sevmediği anlamına gelmez. Bu sürekli devam eden bir durumsa arkasında farklı bir sağlık sorunun yatıp yatmadığı araştırılmalıdır.
Seks sadece üreme amaçlı olmalıdır
Kadınlarda erkekler de böylesine bir yanlışın içine düşebiliyor. Sırf bu düşünce yüzünden anne olduktan sonra eşinden uzaklaşan erkekler de var. Kadınlarda bu düşünce çok daha fazla hakim.Kadınlar,anne olduktan ya da menopoza girdikten sonra seksten tamamen uzaklaşabiliyor. Menopoz doğurganlığı sonlanması olduğu için cinsellik de biter. diye düşünüyorlar.Bazı kadınlar ise 30 yaşın seks için sınır olduğu ve bu yaştan sonra seks yapmak isteyen kadının azgın damgası yiyeceğini düşünür. Tüm bu mitler kadının genellikle doğumundan sonra cinsellikten uzaklaşmasına yol açar.

Erkek koşulsuz şartsız partnerini cinsel açıdan doyurmak zorundadır. Yoksa kadın ona karşı sevgisini yitirir.
Erkek mekanik, robotvari bir yaratık olarak görülüyor. Erkeğin cinsellik açısından performansının çok yüksek olması gerektiği düşüncesinin uzantısıdır bu yargı Genelde seks esnasında erkeklerin mantık ve duygularının devre dışı kaldığı düşünülür. Ancak bu düşünce de en az diğerleri kadar yanlış.

Sevişme doğal ve kendiliğinden olmalıdır. Sevişme sırasında konuşmak bunu bozar
Kadın bu konuda hiç konuşmak istemez ve erkeğin de kendisinin ne istediğini hiç konuşmadan bilmesini ister. Hatta bazı eşler kaç yıllık eşim, tabii ki benim ne istediğimi bilmeli inancına sahiptir. Kadın, karşıdaki insanın falcı gibi davranmasını ister. Oysa kimse kimsenin aklından geçeni okuyamaz. Sevişme aynı zamanda tek kişinin sorumluluğunda olan bir şey değil, bir süreç, bir alışveriştir.

Gerçek erkek, sertleşme sağlamak için uyarılmaya ihtiyaç duymazErkeğin her an sekse hazır olduğu inancı vardır. Erkekler mekanik bir yaratık olarak algılanır. Yalnızca kadınlar değil kendini böyle addeden erkekler de var. Bu çok yanlış bir inanış.

Kadının cinsel doyuma ulaşması için sertleşmiş bir penis şarttır.
Cinsel birleşme için penisin çok sert olması gerektiği zannedilir. Oysa penisin vajina içine girmesi için gerekli sertlikte olması yeterlidir. Ancak ereksiyon durumunun yaşandığı durumlarla bu olay karıştırılmamalıdır. Hakim olan sevişmek mutlaka birleşme ile sonuçlanmalıdır düşüncesinin aksine eşlerin birbirine dokunması okşaması hatta bu yolla tatmine kadar gitmesi sevişmenin bir parçasıdır. Cinsellikte yüzde yüz birleşme şart değildir. Bu iki tarafın oluruna kalır bir durum.

Cinsel başarısızlığın sonu felakettir.
Erkeğin cinsellik açısından çok iyi performansa sahip olması gerektiği düşünülür. Toplum erkeğe cinsellik açısından çok fazla yük veriyor, erkek de bunu kabulleniyor. Bu durumda eğer cinsellikte başarısız olursa bu felaket olarak değerlendiriliyor.

Kadın seks esnasında pasif olmalıdır.
Cinsellik erkek dünyasına ait bir eylem olarak algılanır. Bu düşünceye göre kadın cinsellikle ilgilenmemelidir. Bu yüzden cinselliği kadın değil erkek yönetmelidir. Bu düşünceye göre cinsellik, kadına uygulanan bir eylemdir ki tamamen yanlıştır.

Seks esnasında penisin sertleşmemesi veya oluşan sertliğin kaybı erkeğin partnerini çekici bulmadığı anlamına gelir.
Eğer erkekte cinsel bir bozukluk varsa penis sertleşmeyebilir. Mutlaka eş ile bağdaştırılmamalı. Hatta bazen sertleşme sorunu olan erkekler bunun altında fiziksel bir sorun yatabileceği gerçeğini kabul etmez ve bunu test etmek için başka kadınlarla birlikte olmayı denerler. Oysa erkeğin yaşadığı günlük sıkıntılar bile böyle bir soruna yol açabilir.

Gerçek erkek cinsellikle ilgili her fırsatı değerlendirir.
Bu yanlış inanışta erkek önüne gelen her kadınla her an birlikte olabilir düşüncesi hakim. Oysa cinsellikte doğru zaman, doğru kişi,doğru yer önemlidir. Bunlardan biri eksikse sorun yaşanır.!erkek eşittir seks düşüncesi tamamen silinmeli.

Cinsellik beyinde değil burunda

Ekim 1st, 2008

Kadın ve erkeğin cinsel davranışlarındaki farkın, beyinden değil burundan kaynaklandığı öne sürüldü. Nasıl mı? Farelerin burnunda bulunan küçük bir organın, dişi ve erkeği farklı cinsel davranışlara yönlendirdiği tespit edildi.

İngiliz Nature dergisinde yayınlanan araştırmaya göre Amerikalı bilim adamları, genetik yöntemle burundaki organı devre dışı bırakan TRPC2 geninden yoksun fare ürettiler. Bu minik organda, sinirlerde cinsel tepki ve saldırganlığı tetikleyen temel bazı kokuları algılayan sayısız hücre bulunuyor.
Deneyler şaşırtıcı
Bilim adamları, genleriyle oynadıkları farenin çok farklı davrandığını hayretle gördüler. Erkek fare, dişilerin havaya kaldırdığı kalçalarını koklayarak ve güçlü çığlıklar atarak arkalarından koşturuyordu. Araştırmacılar, genetik değişime uğramış farenin yaptıklarını kontrol etmek için normal bir farenin burnundaki organı ameliyatla aldılar ve onun da aynı şeyi yaptığını gördüler.

Cinsel farklılıkların nedeni buymuş
Deney, kadınlar ile erkeklerin neden farklı cinsel davranışlar gösterdiğini anlamak açısından yararlı oldu. Burundaki sözü edilen organ sayesinde kadınların cinsel dürtülerinin bastırıldığı anlaşıldı.

Cinsel yaşamdaki tehlikeler

Ekim 1st, 2008

Kadınların cinsel hayatlarında partner sayısının artması, rahim ağzı kanserine yakalanma olasılığını yükseltiyor. Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.

Bülent Gülekli, cinsel yaşamda eş sayısının artmasının, sağlık açısından olumsuz etkileri bulunduğunu söyledi. Bu durumun rahim ağzı kanserine yakalanma riskini artırdığının bilinen bir gerçek olduğunu kaydeden Prof.

Dr. Gülekli, AIDS, Hepatit B, Hepatit C ve benzeri cinsel temasla bulaşan hastalıkların da partner sayısındaki artışa paralel olarak risk oluşturduğunu anlattı.

Koruyucu önlem şart
Prof. Dr. Gülekli, bu hastalıkların bulaşma tehlikesini ortadan kaldırmak için çiftlerin mutlaka koruyucu önlemlere başvurmaları gerektiğini bildirdi.

Gençlerde daha fazla
Bu arada ABDde yapılan bir araştırma, 15 yaşındaki gençlerin yüzde 25 en fazlasının, cinsel ilişki deneyimine sahip olduğunu ortaya koydu. Birçok lise öğrencisinin, kürtajı yaptırdığı, cinsel temasla bulaşan tehlikeli

Bronzlaşmak anne karnındaki bebeğe zararlı

Ekim 1st, 2008

Küresel ısınmanın etkisiyle artan sıcak havanın ve ozon tabakasının delinmesiyle birlikte ultraviyole ışınlarının zararlarının arttığına işaret eden Şatıroğlu, anne adaylarının güneş ışınlarının dik geldiği 11.00-16.00 saatleri arasında güneşlenmemeleri gerektiğini söyledi.

Şatıroğlu, hamilelik döneminde ciltte oluşabilen lekelerin, güneş ışınlarının etkisiyle daha da artabileceğini de belirterek, sıcak havanın, vücut ısısının artmasına bağlı olarak, anne adayında yüksek tansiyon, susuzluk, bunalma, bayılma gibi etkiler yapabileceğini söyledi.

“GEBELİĞİN İLK 3 AYINDA SOLARYUM RİSKLİ”
Solaryumun, bebek üzerinde olumsuz etkileri olup olmadığı yönünde araştırmalar yapıldığını ancak kesin bir sonuç alınamadığını ifade eden Şatıroğlu, “Solaryum esnasında maruz kalınan ultraviyole ışınlar, anne karnındaki bebeği doğrudan etkilemez. Ancak özellikle gebeliğin ilk üç ayında, vücut ısısını artıracak eylemlerden kaçınmak gerekir. Bu kritik dönemde vücuttaki aşırı ısınma bebekte bazı olumsuzluklara sebep olabilir” dedi.

Şatıroğlu, gebeliğin ilk 3 ayında, bebeğin kol bacak gibi uzuvları ile organları oluştuğu için bu dönemde her türlü olumsuz etkisi olabilecek şeylerden kaçınılması gerektiğini vurguladı. Şatıroğlu, “Aşırı ısıya maruz kalan gebelerde, doku kanlanması değişmesiyle birlikte belirli bir ısı düzeyinin üzerine çıkılabilir. Bu da bebek için bir risk faktörüdür, anomali gibi istenmeyen sonuçlar olabilir” diye konuştu.

“BRONZLAŞTIRICILAR BEBEĞE ZARAR VERİYOR”
Güneş ışınlarının yararları kadar zararlarının da göz ardı edilmemesi ve güneşe çıkmadan önce yüksek koruma faktörlü ürünlerin kullanılması gerektiğini belirten Şatıroğlu, “Kemik yapımına yardım eden vitamin D’nin üretimi, hastalık yapan mikropların yok edilmesi ve insan psikolojisine olumlu etkileri ile güneş ışınlarının yaşamsal gerekliliği tartışılamaz. Ancak yüksek risk grubunda olan gebelerin ve bebeklerin, güneşin doğrudan geldiği saatlerde açık havada olmaması gerekmektedir” dedi.

Şatıroğlu, koyu bir tene sahip olmak için bronzlaştırıcı kullanılmasının da anne adayları için uygun olmadığını vurgulayarak, “Bronzlaştırıcı tabletler bebek üzerinde toksik etki oluşturduğu için kesinlikle kullanılmamalı” diye konuştu. Özellikle gebeliğin ilk 3 ayında kullanılması halinde, bebekte gelişim anomalliklerinin görülebileceğine dikkat çeken Şatıroğlu, “Bronzlaştırıcıların, gebeliğin ilerleyen dönemlerinde de kullanılması doğru değil. Bunların içerisindeki maddelerin, bebek dokularında birikme ihtimali yüksektir. Bu da yine bebekte gelişim anomalilerine ve çeşitli sağlık sıkıntılarına neden olmaktadır. Bunun sebebi de plasentanın geçirgen bir yapıya sahip olmasıdır” dedi.

Erken Doğum Riski

Ekim 1st, 2008

Erken doğum riski
Sağlıklı bir çocuk dünyaya getirmek bütün çiftlerin hayalidir. Ancak bazen elde olmayan bazı gelişmeler yaşanabilir. Beklenmedik bir zamanda bebeğinizin erken dünyaya gelmesi gibi. Buradan anne-babalara sesleniyoruz. Hemen endişelenmeyin ve paniğe kapılmayın… Çünkü bebeğiniz için yapılabilecek birçok şey var.

Erken doğum, gebeliğin 37nci haftasından önce gerçekleşen doğuma denir. Günümüzde, bebeklerin yaklaşık yüzde 9u erken doğmaktadır ve yenidoğan ölümlerinin yüzde 83ü 37nci haftadan önce doğan bebeklerde görülmektedir. Bu nedenle, erken doğan bebeklerin (prematüre) tedavi edilmesinde yenidoğan yoğun bakım üniteleri yaşamsal bir önem taşımaktadır.

Erken doğum önemlidir

Miadında gebelik 37nci gebelik haftasını tamamlamış gebeliktir. Bu nedenle “erken doğum” (miad öncesi doğum), 37nci haftadan önce gerçekleşen doğuma denir. Erken doğum eylemi doğum hekimliğinin başlıca sorunudur. Yılda 300 bini aşkın çocuğun yaşama şansını ve sağlığını etkilemektedir. Günümüzde, bebeklerin yaklaşık yüzde 9u erken doğmaktadır. Yenidoğan ölümlerinin yüzde 83ü 37nci haftadan önce doğan bebeklerde görülmektedir. Erken gebelik haftasında yüksek olan yenidoğan ölüm hızı gebelik haftası ilerledikçe önemli oranda azalır.

Birden fazla sebebi vardır

Doğum ağrılarını vakitsiz başlatan nedenlerin arkasında, gebeliği miada kadar koruyan güvenlik mekanizmasının yetersizliği yatmaktadır. Genellikle erken doğum eyleminin birden fazla sebebi olduğu ve birden fazla mekanizma ile başladığı kabul edilmektedir. Bunlardan bebeğe ait nedenler arasında en başta gelenler; melformasyonlar, çoğul gebelik, bebeğin eşinin erken ayrılması, suyunun fazlalığı veya azlığı vardır. Anneye ait nedenler ise; 17 yaş altında 34 yaş üzerinde olma, aşırı boy kısalığı, boya göre aşırı kilolu olma, enfeksiyonlar, gebelikteki kanamalar, rahim anomalileri, düşükler, sık aralıklı doğumlar, gebelikte tansiyon yükselmesi, annenin akciğer, kalp, böbrek, karaciğer hastalıkları, kansızlık, beslenme yetersizliği, sigara ve alkol içimi, ruhsal bunalımlar, sosyal koşullar ve ağır iş koşullarıdır.

Erken başlayan belirtilerden şüphelenin

Miadından önce rahimde kasılma şeklinde sertleşme veya sancı ifade eden her gebede erken doğum eyleminden şüphe edilmelidir. Ayrıca bel, sırt ağrısı, kasık ağrısı, uyluğa varan ağrı, akıntıda değişiklik, lekelenme ve ishal şikayetleri de erken doğum ihtimalini akla getirmelidir.

Erken doğumu erken teşhisle önleyin

Erken doğumun önlenmesinde yüksek riskli gebelerin erken tanısı ön plandadır. Bu nedenle günümüzde konunun uzmanları tarafından çeşitli sistemler kullanılmaktadır. Erken doğum olaylarına yaklaşımda amaç geri dönüşümsüz safhaya gelmeden erken eylem tanısının doğru olarak konmasıdır. Ancak bu her zaman mümkün olamamakta, gebelerin bu konuda yeterince bilgi sahibi olmadıkları deneyimlerle görülmektedir. Yapılan araştırmalarda gebelerin üçte birinin erken doğum eylemi belirtilerini tanımadıklarını, yarısının ise ikiz gebelik ve daha önce erken doğum yapmış olmanın risk arttırıcı faktör olduğunu bilmedikleri görülmüştür. Son yıllarda çeşitli araştırmacılar tarafından erken doğumu önleme programları geliştirilmiştir. Bu programlar, erken doğum eyleminin uyarıcı belirti ve bulguları konusunda hastanın eğitilmesi esasına dayanmaktadır. Programın temel özellikleri kansızlık, enfeksiyon gibi erken doğuma hazırlayıcı faktörlerin düzeltilmesi, gebelere erken doğum belirtilerinin tanıtılması, bunların nasıl saptanacağının öğretilmesi hastanın herhangi bir sorun anında ilgili sağlık personeli ile temas kurabilme imkanına kavuşması ve düzenli muayenelerle kontrolüne dayanır.

Tedavi anneye ve bebeğe yönelik olmalıdır

Başlangıçta yatak istirahatı, annenin sıvı alımının arttırılması ve sedosyonu en sık kullanılan tedavi şeklidir. Takiben rahim kasılmalarının durdurulması amacıyla çeşitli tedavi yöntemleri, erken doğum eylemine neden olan enfeksiyonların tedavisi için antibiyotik uygulaması ve bebeğin akciğer olgunlaşmasını sağlayıcı ilaçlar uzman hekim tarafından uygulanır.

Erken doğan bebekler yüksek risk altındadır

Erken doğan bebekler, solunum, mide-barsak, böbrek ve sinir sistemleri komplikasyonları açısından yüksek risk altındadır. Erken doğmasına rağmen yaşama şansına sahip olan bebeklerin önemli bir bölümünde fiziksel ve zihinsel ciddi sorunlar gelişebilmektedir. Komplikasyonların giderilmesi ve rehabilite edilmesi sırasında oluşan tıbbi bölüm masrafları da oldukça büyük rakamlara ulaşmaktadır.

Yenidoğan yoğun bakım üniteleri bebeğinizin hayatını güvence altına alır

Yenidoğan yoğun bakım üniteleri erken doğan bebeklerde (prematüre) yaşamsal bir önem taşır. Yenidoğan bakım teknikleri geliştikçe, erken doğanların hastalık ve ölüm oranları, önemli ölçüde düşmüştür. Günümüzde, yaşatılabilen ve şu anda 6 yaşında olan en küçük bebeğin doğum ağırlığı 280 gramdır. Ancak ne yazık ki her bebek bu kadar şanslı değildir. Bu nedenle, erken doğumlarda bebeği güvence altına alabilmek için, yenidoğan yoğun bakım merkezlerinin ve bu konuda uzmanlaşmış sağlık personelinin yaygınlaştırılması gerekir.

Erken doğum riskine karşı önlem alın

Erken doğum, yenidoğan döneminin hastalık ve ölümlerinin en önde gelen nedeni olup, zeminde yatan hastalık nedeninin kesin olarak bilinmemesi, yetersiz ve geç teşhis gibi nedenlerden dolayı tedavide her zaman istenen sonuç alınamamaktadır. Erken doğum riskine sahip gebelerin dikkatli olması, beslenmesini düzeltmesi, yorucu ve stresli yaşamdan kaçınması, sigara içimini aza indirgemesi, gerekli tıbbi önlemleri dikkatle uygulaması gerekir. Erken doğum belirtileri başlamışsa en kısa zamanda yenidoğan yoğun bakım imkanlarının bulunduğu bir merkeze başvurulması gerekir.

Apandist

Ekim 1st, 2008

Apandisit vücudumuzun neresindedir ?
Apandisit körbağırsağın solucana benzeyen uzantısıdır. 7.5 cm. ile 12,5 cm. kadar uzunlukta, kalın bağırsak başlangıcının altında, karnın sağ kısmındadır. Normal zamanlarda bir kurşun kalem kalınlığındadır.

Fonksiyonu nedir ?
İnsanlarda hiçbir fonksiyonu yoktur ve hayvanlardan insanlara kalmış bir organ olduğu tahmin edilir.

Apandisit hastalığı nedir ?
Apandisit, apandisitin etrafının iltihabıdır. Etrafına yayılan ilti­haplanma bütü jtı bünyeye bulaşır. Kötü iltihaplanma hallerinde apandisit iltihapla dolabilir. İltihaplanma, apandisit duvarının dı­şına yayıldığı zaman kangrenli olmaya yüz tutabilir ve apandisiti patlatabilir.

Apandisit neden ileri gelir ?
Apandisit bakterilerden ileri gelen iltihapları veya sertleşmiş bir cerahat parçasının apandisite kan akımını durdurmasından ve bu­radaki kan damarlarınım tıkanmasından ileri gelebilir.

Apandisit hastalığı ne kadar yaygındır ?
Antibiyotik çağından önce karın bölgesindeki ameliyatların en yaygın olanlarından biri apandisitti. Bugün apandisit halleri çok da­ha az görülmektedir. Apandisite genellikle 20, 30 ve 40 yaşlarında­ki kişilerde rastlanılır. Çocuklarda ve gençlerde de apandisit görüle­bilir. Üç yaşından daha ufak çocuklarda ise bu hastalığa pek nadi­ren rastlanılmaktadır.

Apandisit vakaları azalmakta mıdır ?
Evet. Açıklaması mümkün olmayan nedenlerden günümüzde, yir­mi otuz yıl öncesine göre apandisit vakalarına çok daha az rastlanmaktadır.

Apandisit meyve çekirdekleri veya çiklet gibi cisimlerin yutulmasın­dan ileri gelebilir mi ?
Hayır.

Apandisit bir aile hastalığı olabilir mi veya kalıtımla geçebilir mi ?
Hayır.

Hangi tür apandisitler vardır ?
a. Had apandisit. Bu tür apandisit genellikle karın krampları, baş dönmesi veya kusma, karının sağ alt kısmında hissedilen bir sancı ile kendisini gösterir. Bu belirtiler aniden ortaya çıkabilir veya birkaç saat içerisinde yavaş yavaş oluşabilir.
b. Tekrarlanan apandisit. Bu hafif apandisit belirtileri ile kendisi­ni gösterir, derhal ortadan kaybolur ve birkaç ay veya birkaç yıl sonra yeniden meydana gelebilir.

Bir insan kendisinde apandisit olabileceğini nasıl anlayabilir ?
Karındaki kramplardan, baş dönmesi ve kusma hallerinden ve kar­nın sağ alt kısmında duyulan sancıdan bir kişi apandisitten şüphelenmelidir. Bu belirtiler birkaç defa devam edebilir ve gittikçe şid­detlenebilir. Nabız artışında artış ve hafif ateş de olabilir. İştahsızlık ve kabızlıkta çok kez apandisit belirtilerindendir.

Karın ağrıları için müshil ne zaman verilmeli ?
Hiçbir zaman. Yapılabilecek en tehlikeli şey müshil vermektir. Bu, apandisitin patlamasına neden olabilir.

Karın ağrıları başlarsa lavman yapılmalı mıdır ?
Hayır. Ancak doktor hastayı muayene ettikten sonra bunun yapıl­masının gerektiğini bildirdiği takdirde lavman yapılabilir.

Apandisit teşhisi yapıldıktan sonra ameliyat yapılması derhal gerekli midir ?
Evet, had apandisit çok az vakada kendi kendiliğinden geçer ve çok kez iltihaplanma hali patlamaya veya «peritonit» e neden olabilir.

Apandisiti önlemek için bir çare var mıdır ?
Hayır.

Apandisit fazla yemek yemekten ileri gelebilir mi ?
Hayır.

Apandisit teşhisi için ne gibi laboratuar testleri yapılır ?
Kan tahlili yapılır. Had apandisit hallerinde beyaz han hücreleri (lökositler) genellikle normalin üzerinde bulunur.

Apandisit hali görüldü mü ne kadar bir süre içerisinde hasta ameliyat edilmelidir ?
Birkaç saat içerisinde.

Apandisit patladığı zaman ne meydana gelir ?
Apandisitten fışkıran cerahat karın boşluğuna dolar ve peritonite sebep olur. Bu çok tehlikeli bir durumdur.

Bir had apandisit hali buz keseleri kullanılmasıyla tedavi edilebilir mi ?
Hayır. Ancak bazı hafif vakalar hiçbir tedavi görmeden iyileşebilir.

Hafif bir vaka kendi kendine iyileştiği takdirde daha sonra yeni bir krizin gelmesi için, bir meyil var mıdır ?
Evet. Sonradan gelecek olan halin ilkinden çok daha ciddî olması mümkündür.

Apandisit ameliyatsız tedavi usulüyle iyileşebilir mi ?
Bazı nadir vakalarda apandisit büyük dozlarda antibiyotik ilâçla­rın verilmesiyle tedavi edilebilir. Ancak bu iyi bir tedavi usulü ola­rak görülmeyip ameliyattan daha büyük tehlikeler taşır.

Apandisitin en iyi tedavi yolu nedir ?
Apandisitin ameliyat yoluyla çıkarılması.

Apandisit ameliyatı ne derece ciddî bir ameliyattır ?
Erken yapılan” bir apandisit ameliyatı hiçbir ciddiyet taşımaz. Eğer ameliyat patlayan bir apandisitten peritonit olan bir hastaya yapıl­maktaysa o zaman bu, ciddî bir ameliyat sayılır.

Apandisit ameliyatı ne kadar sürer ?
Komplikasyon olmayan bir hastaya yapılan ameliyat ancak beş-on dakika sürer. Komplikasyon göstermiş bir vakada, ameliyat bir iki saat kadar sürebilir.

Apandisit ameliyatından kurtuluş ihtimali nedir ?
Günümüzün ileri operasyon ve antibiyotik çağında apandisit ame­liyatından yaklaşık her ameliyat gören hastaneden sapasağlam çıkar.

Apandisitin ne gibi komplikasyonları olabilir ?
En büyük komplikasyon peritoniti meydana getiren apandisitin patlamasıdır. Bazı tedavi olmayan hallerde apandisitten çıkan ce­rahat karaciğere karışarak karaciğer apseleri meydana getirebilir­se de bu gibi olaylara çok az rastlanır.

Apandisite yapılan ameliyatta ne gibi anesteziler kullanılır ?
Ya omurilik anestezisi, solunum yoluyla verilen siklopropan veya diazot monoksit gibi gazlar.

Apandisit ameliyatında hastanede kalma süresi ne kadardır ?
Komplikasyon olmayan bir vakada yaklaşık bir hafta. Eğer apan­disit patlamışsa hastanın hastanede birkaç hafta kalması gerekebilir.

Apandisit ameliyatında ensizyon nereden yapılır ?
Karnın sağ alt kısmından. Ensizyonlar ya eğik ya da uzunluğuna yapılır. Bunların uzunluğu genellikle beş ile on santim arasında olur.

Ensizyonun uzunluğu önemli midir ?
Kesinlikle hayır. Bazı operatörler daha uzun ensizyonlardan çalışmayı tercih etmektedirler. Şurası bilinmeli ki ensizyonlar yandan yana iyileştiklerinden dolayı bunlar uzun da olsalar, kısa da, aynı zaman süresi içinde iyileşirler.

Operasyondan önce tedavilere ihtiyaç var mıdır ?
Komplikasyon olmayan hallerde hayır. Komplike vakalarda ise ameliyat öncesi damardan solüsyonlar ve büyük dozlarda antibiyo­tik verilmesi gerekebilir. Ayrıca burundan, bağırsaklara ameliya­ta engel olabilecek sıvı ve gazları bertaraf edebilmek için bir tüp indirilmesi de gerekli olabilir.

Ameliyattan sonra özel hemşireler gerekli midir ?
Genel apandisit vakaları için hayır.

Ameliyat sonrası dönemde aşırı sancı duyulur mu ?
Hayır.

Ameliyat sonrası ne gibi tedaviler gereklidir ?
Komplike olmayan vakalarda ameliyat sonrası herhangi bir tedavi usulü gerekli değildir. Ancak, patlamış bir apandisit ameliyatından sonra sıvıların ağızdan verilmesi doğru olmadığından bunlar enjeksiyon vasıtası ile damar yoluyla verilmelidir. Ayrıca, bağırsak bölgesini boş bırakmak ve yayılmaları önlemek için burun yoluyla mideye bir lâstik boru indirilmesi gerekli olabilir. Patlama olaylarında peritoniti önlemek için büyük dozlarda antibiyotik veril­mesi gerekebilir.

Apandisit ameliyatını müteakip hasta, ne kadar zaman sonra yatak­tan kalkabilir ?
Komplike olmayan ameliyatları müteakip hasta, ameliyattan bir gün sonra yataktan kalkabilir. Peritonit hallerinde hasta yataktan günlerce, bazen de haftalarca kalkamaz.

Ameliyat yarasının kapanması ne kadar sürer ?
Komplikasyon olmayan hallerde yara birkaç gün, en geç bir haf­ta içerisinde kapanır. Patlayan bir apandisitte dren kullanıldığı va­kalarda apandisit ameliyatı yarasının kapanması bazen haftalarca sürebilir.

Apandisit ameliyatı yarası sık sık enfeksiyona uğrar mı ?
Uğrayabilir! Çünkü enfekte olan bir organ (apandisit) bu yaradan çıkarılmış olduğundan karın duvarına çıkarıldığı sırada bulaşmış olabilmesi mümkündür.

Apandisit ameliyatından sonra yaralardan sızıntı olması tabii midir ?
Evet. Ameliyattan birkaç gün sonra pembemsi bir sıvının yarada toplanmış olduğu çok kez görülür. Operatör bunu bir kıskaçla ber­taraf eder. Bu tedavi fazla sancıya yol açmaz.

Apandisit ameliyatından sonra özel bakıma ihtiyaç var mıdır ?
Komplike olmayan vakalarda hayır.

Apandisit ameliyatından sonra sürekli yan tesirler kalır mı ?
Hayır.

Ameliyat yarası vücudu çirkinleştirir mi ?
Komplike olmayan vakalarda hayır. Ancak, enfeksiyonlu bir yaraya dren konduğu.takdirde karnın sağ alt kısmında çirkin bir yara izi kalabilir.

Apandisit çıkarıldıktan sonra bağırsak mekanizması eski fonksiyon­larını eksiksiz yapar mı ?
Evet.

Apandisit çıkarıldıktan sonra bunun tekrarlanması mümkün müdür ?
Apandisit çıkarıldığı takdirde hayır. Çok az vakalarda patlamış bir apandisite veya apandisit, operatörün erişemeyeceği bir yerdeyse ve operatör apandisiti temizlemekle yetinirse, o zaman apandisiti daha ileri bir tarihte çıkarma, lüzumu meydana gelebilir.

Apandisit ameliyatında neden bazen apandisit yerinde bırakılır ?
Çünkü bazı apandisitlerin çıkarıldığı takdirde cerahatin karın boş­luğuna yayılma tehlikesi artmaktadır. Özellikle lokal bir apse mey­dana gelen apandisit olaylarında, bu gibi durumlarda apandisit ap­sesi basit drenaj usulüyle temizlenir ve hastanın iyileşmesi temin edilir. Bu gibi hallerde hasta, sonradan kesinlikle ameliyat olmalı­dır. Çünkü apandisit içeride bırakıldığı zaman yeni apandisit cera­hati hallerinin olması devamlı bir tehlike olarak kalmaktadır.

Bu gibi hallerde apandisit yerinde bırakıldığı takdirde bu apandisitin sonradan çıkarılması gerekli midir ?
Evet. Esas krizden hasta kendine geldikten sonra en az altı ile on hafta arası apandisin çıkarılması için operatöre başvurması gereklidir.

Bir kadın apandisit ameliyatı olduktan sonra gebe kalmasında bir mahzur var mıdır ?
Hayır yoktur.

Apandisit ameliyatından sonra özel perhizler gerekli midir ?
Hayır.

Apandisit ameliyatından sonra yaranın sızlaması normal midir ?
Evet. Bu yarada sancının haftalarca duyulması normaldir.

Komplike olmayan bir apandisit ameliyatından sonra aşağıdaki şey­ler ne kadar süre içerisinde yapılabilir ?
Banyo => Yara kapanır kapanmaz.

Sokakta yürümek => Yedi ile on gün arası

Merdiven çıkıp inmek => Yedi ile on gün arası

Ev işleri yapmak => Üç ile dört hafta arası

Otomobil kullanmak => Üç ile dört hafta arası

Karı-kocalık ilişkileri => Üç ile dört hafta arası

Göreve dönmek => Üç ile dört hafta arası

Bütün normal fizikî faaliyetlere yeniden başlamak => Altı ile sekiz hafta arası

Sponsor
Sponsor