Sağlıklı Dişler

Ekim 1st, 2008

Günler kısalmaya havuzlar ve sokaklar boşalmaya başladı. Bu yılda çocukların okullara dönme zamanı geldi çattı. Önümüzdeki pazar milyonlarca çocuk için yaz tatilinin son günü olacak. Okul döneminin başlamasıyla beraber hiç şüphe yok ki aileler çocuklarına yeni okul kıyafetleri ve okul gereçleri alıyorlar ve genel bir check up için doktora götürüyorlar. Peki tüm bunların dışında çocuğunuzun ağız ve diş sağlığının yeterince iyi olduğuna emin misiniz ? Plusdent Diş Kliniği Diş Hekimi Onur Öztürk’ e göre diş çürükleri en sık görülen çocuk rahatsızlığıdır ve erkenden müdahale edilmezse daha büyük sorunlara neden olabilir. Sağlıklı dişlerle sorunsuz bir eğitim yılı geçirebilmek için yapılması gerekenleri Diş Hekimi Onur Öztürk’ten öğrendik;*Düzenli bir şekilde diş hekimini ziyaret ettirin; Süt dişleri organik madde içerdikleri için normal dişlere oranla daha çabuk çürürler. Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Dişte oluşan çürüğü ancak dayanamayacak kadar ağrı hissettiklerinde fark ederler ki bu durum hem geç kalınmaya hem de okula gidememelerine neden olur. Diş çürüğüyle yaşamak ise çocuğunuzun konuşma, yemek yeme, uyuma, konsantre olma ve öğrenme becerilerini azaltır.

*Dişler günde 2 defa fırçalanmalı; Çocuklar dişlerini mutlaka günde iki defa iki dakika boyunca fırçalamalılar diyen Diş Hekimi Onur Öztürk bunun için ailelerin çocuklarına destek olmaları gerektiğini çeşitli oyunlarla bu alışkanlığı onlara kazandırmaları gerektiğini belirtiyor.

*Beslenme çantasına özen gösterin; Çocuğunuzun beslenme çantasını düzenlerken sağlıklı besinlerden oluşmasına da özen gösterin. Unutmayı ki, sağlıklı beslenme genel sağlığımız kadar dişlerimiz içinde önemlidir

*Cips çikolata gibi yiyecekleri sınırlandırın; Hem ağız sağlığı hem de genel sağlığını tehdit eden cips, çikolata gibi yiyecekler her çocuk için vazgeçilmezdir. Bu tür yiyecekleri yemesini engelleyemeseniz bile en azından sınırlandırın.

*Günlük besinlerinin kalsiyum miktarı yüksek şeylerden oluşmasına dikkat edin; Daha sağlam dişler ve kemiklere sahip olabilmesi için süt, peynir gibi daha çok kalsiyum içeren besinleri gün içinde almasına dikkat edin.

*Alışkanlıklar çocukken edinilmeli; İleride de sağlıklı dişlere sahip olabilmesi için diş fırçalama, sağlıklı beslenme gibi alışkanlıkları daha çocukken elde etmesinin önemini vurgulayan Diş Hekimi Onur Öztürk bu alışkanlığın bütün bir yaşam boyunca önemli olduğunun altını çiziyor.

Yirmilik Dişler

Ekim 1st, 2008

Hepimizin bildiği gibi ağzımızda en son süren dişler üçüncü azı dişleridir. Genelde 17 ila 25 yaşları arasında sürmeye başlarlar. Bu dişlerin ağızda bırakılıp bırakılmaması konusu tartışmalıdır. Eğer doğru pozisyonda sürerlerse ve çevre dokulara zarar vermiyorsa bu dişin yerinde kalmasında bir sakınca yoktur.

Çene kemiğine kaynaşmış ve anormal pozisyonlu bir dişin röntgenle tespit edilmiş ileride yol açacağı zararlar göz önüne alınarak çekimine karar verilebilir. Diş arkındaki yer darlığı durumlarında dişin sürmesi dişeti- kemik ve diğer komşu diş engeline takılabilir.

Yirmilik dişin çekilmesini gerektiren haller nelerdir?

ÇÜRÜK: Tükürük, bakteri ve yiyecek parçacıkları yeni çıkmakta olan dişin açtığı yuvada birikerek hem yirmilik dişi hem de yanındaki azı dişini tehdit eder. Bu tip çürükleri fark etmek ve tedavi etmek oldukça zordur. Ağrı ve enfeksiyona yol açan ve apseyle sonuçlanan ağır tablolar meydana gelebiliyor.
DİŞETİ HASTALIĞI perikoronit: Kısmen çıkmış bir yirmilik dişin dişetinde bakteri ve yiyecek artıklarının depolandığı bir enfeksiyon odağı oluşur. Bu durum ağız kokusu, ağrı, ödem ve trismusa ağzın tam açılamaması hali sebep olur. Enfeksiyon lenfler aracılığı ile yanak ve boyuna yayılabilir. Yirmilik dişin etrafındaki bu enfeksiyona yatkın zemin her seferinde kolayca enfekte olmaya adaydır. Bakınız, Dişeti hastalıkları
BASINÇ AĞRISI: Sürme sırasında komşu dişlere de basınç uygulanıyorsa sıkışmadan dolayı da bir ağrı hissedilebilir. Bazı durumlarda bu basınç aşınmaya yol açar.
ORTODONTİK SEBEPLER: Pek çok genç birey dişlerindeki çapraşıklıkları düzeltmek için ortodontik tedavi görmektedir. Yirmi yaş dişlerinin sürme basınçları diğer dişlere de yansıyacağından diğer dişlerde de bir hareketlilik olur, çapraşıklıklar artabilir.
PROTEZLE İLGİLİ SEBEPLER: Protez planlaması yapılan bir ağızda yirmilik dişleri hesaba katmak gerekir. Çünkü, yirmilik diş çekildikten sonra değişen ağız yapısına göre yeni bir protez yapmak gerekecektir.
KİST OLUŞUMU: Gömük bir dişin sebep olduğu kistik vakalar gözlenmiştir. Kist kemik yıkımına, çene genişlemesine ve çevredeki dişlerin yer değiştirmesine ya da zarar görmesine sebep olur. Kemik yıkımını önlemek için diş çekilmeli ve kist temizlenmelidir. Nadiren bu kist çok geniş alanlara yayılırsa tümörlere dönüşebilir veya çene kemiğinde kendiliğinden kırılmalara yol açabilir.Bakınız, Diş Apsesi
yukarı

Hiçbir rahatsızlık vermese de kötü pozisyonlu bir yirmilik diş niçin çekilmelidir?

Dişin pozisyonunun bozuk olması enfeksiyon için tek başına yeterli bir sebeptir. böyle bir durumda bahsedilen problemler mutlaka yaşanacaktır. Üstelik bu tip problemler aniden ve beklenmeyen bir zamanda gelişirler.

Yirmilik dişler, fırça ve diş ipiyle ulaşılması zor alanlarda bulunurlar. Zamanla çürümeye yol açan bakteri, asit ve yiyecek artıkları bu bölgede toplanır. Eğer diş çürür ve dolguyla restore edilmezse diş kısa zamanda iltihaplanır.
Bu dişleri temiz tutmak zor olduğundan biriken bakteri ve yiyecek artıkları kötü ağız kokusuna sebep olur.
Dişeti altında yatay düşeyden sapmış pozisyondaki gömük bir diş, diğer dişlerin hareketi, sıklaşması ve çarpıklaşması ile sonuçlanacak olan bir basınç oluşturur.
Gömük dişin üzerini kaplayan dişetinin altına toplanan bakteriler enfeksiyona yol açar.

Yirmilik dişlerin çekilmesi için en uygun zaman nedir?
İmpact - kötü pozisyonlu bir diş şikayete yol açsın ya da açmasın 14 ila 22 yaşları arasında çekilmelidir. Genç yaşlardaki operasyonlar teknik olarak daha kolaydır ve iyileşme daha çabuk olur. 40 yaşın üstünde operasyonlar epey zorlaşır. Ayrıca yaşın artmasıyla birlikte yan etkiler de artar ve iyileşme dönemi uzar.

Akut - aktif enfeksiyonun olduğu durumlarda perikoronitis diş çekilebilir mi?
Genellikle hayır. Enfeksiyonun var olduğu bir durumda müdahale edilirse enfeksiyon çevreye yayılır, yara iyileşmesi geç ve güç olur. Lokal ağız hijyeni, antibiyotikler ve bazen de karşı çenedeki yirmilik dişin çekimi ile enfeksiyon kontrol altına alınır.

yukarı

Diğer diş çekimlerinden farklı mıdır?

Yirmilik dişin konum, şekil ve boyutuna bağlı olarak uygulanacak işlemin zorluk derecesi değişir. Basit bir çekimden sonra hafif bir şişlik, ağrı ve kanama olabilir. Daha özel işlemler gerektiren bazı kompleks çekimler de uygulanabilmektedir. Dişhekiminizin alacağı önlemler ve bulunacağı tavsiyeler yan etkileri minimalize eder.
Bu çekimi takiben -dry soket- denen bir iyileşme bozukluğu yaşanabilir. Çekim boşluğunda kan birikmez ve ağrı da gelişebilir. Birkaç gün içinde durum düzelir. Ayrıca dişhekiminin tavsiyelerine uyulduğu takdirde bu olayla hiç de karşılaşılmayabilir.
İleri yaşlarda kemik yapısı yoğunlaştığı ve esneklik azaldığı için çekim zorlaşır, iyileşme yavaşlar.

Operasyon sonrası bakım

Yara yeri kurcalanmamalıdır. Yoksa ağrı, enfeksiyon veya kanama gelişebilir.
İlk 24 saat boyunca o taraf ile çiğneme yapılmamalıdır.
İlk 24 saat sigara içilmemelidir. Çünkü sigara kanamayı arttırıp iyileşmeyi bozar.
Tükürülmemelidir. Yoksa kanama artar ve pıhtı yerinden oynayabilir.
Kanama kontrol edilmeli. Eğer dikiş atılmamışsa steril gazlı bezle tampon yapılır. Pıhtı oluşumu için tampon yarım saat ağızda tutulmalıdır. Tampon alındıktan sonra kanama devam ediyorsa yeni bir tane konur.
Şişkinliğin kontrolü. Operasyon sonrası bölgeye soğuk bir tampon uygulayarak dolaşım yavaşlatılır ve yüzün şişmesinin önüne geçilir. Uygulama şöyle olmalıdır: 20 dakika soğuk tampon - 20 dakika ara- tekrar 20 dakika soğuk tampon şeklindeki periyotlarla devam edilir.
İlk 24 saatten sonra her 2 saatte bir ılık tuzlu suyla ağzı gargara yapmak gerekir. karışım 1 bardak ılık suya 1 çay kaşığı tuz koymak suretiyle hazırlanır.

Çarpık dişler

Ekim 1st, 2008

Ortodonti ile çarpık diş tedavisi

Teknoloji ve bilgi patlamasının baş döndürücü hızla geliştiği bir çarpık dişler ortodonti ile tedavi edilebiliyor.

Dişlerin çarpık olmasını normal olarak kabul etmemiz mümkün değildir.

Diş çarpıklıklarıyla birlikte çeneler arası bozukluklara ortodontik anomali, bunların düzeltilmesi ile uğraşan diş hekimliğinin yan dalına da ortodonti denir.

Ortodonti deyince akla hemen çocuklar, büyüme ve gelişme gelir.

Büyüme ve gelişim ortodonti yönünden çok önemlidir. Büyüme ve gelişim birbirine paralel seyreder. Bu paralellik bozulursa anomaliler oluşur. Kalıtım da sebepler arasındadır. Örneğin anne ya da babasının alt çenesi önde olan bir çocukta alt çenenin önde olma ihtimali yüksektir. Erken çekilmiş süt dişleri ya da fazla çürümüş ve tedavi edilmediği için yer kaybına neden olmuş süt dişleri ortodontik anomaliye neden olabilir. Kötü alışkanlıklar da ortodontik anomali sebebidir. Örneğin çocuğun parmağını emmesi, tırnak yemesi, yutkunurken dili öne doğru itmesi gibi kötü alışkanlıklar çeneler arası ilişkiyi ve dişlerin düzgün dizilmesini bozabilir. Çocuğun burnu tıkanık olduğu için sürekli ağızdan solunum yapması ortodontik anomali sebebi olabilir. Bu durumlara ne kadar erken müdahale edilirse ileride oluşacak anomalinin büyüklüğü de o kadar az olacaktır. Doğum sırasında gelişen bazı olaylar ya da hormonal bazı durumlar da sebepler arasındadır.

Ortodontik tedavinin başlamasına en uygun dönem gelişim atağının başladığı dönemdir. Bu dönemde tedaviye başlanırsa tedavi kalıcı, kolay ve kısa süreli olur. Daha önceki dönemlerde yapılan tedaviler değişkendir. Daha sonraki dönemlerde ise tedavinin seyri zorlaşır. Ortodontik anomaliler iskeletsel ve dişsel olmak üzere iki şekilde olur. Dişsel seviyedeki tedaviler her dönemde yapılabilir. İskeletsel seviyedeki anomaliler gelişim atağının başladığı dönem sona ermeden tedavi edilmelidir. Ortodontik tedavi 3 safhada yapılır: Koruyucu önleyici tedavi, iyileştirici tedavi ve pekiştirme tedavisi.

Her diş çarpıklığı ortodonti ile tedavi edilebilir mi?

Çarpıklık sadece ortodonti ile tedavi edilmez. Kuron köprü uygulamaları, protez uygulamaları da çarpıklığın giderilmesi için bir yöntemdir. Ancak ortodontinin diğer tedavi yöntemlerinden ayrılmasının en önemli özelliği doğal bir tedavi olmasıdır. Hastanın kendi dişleri muhafaza edilerek estetiğin ve fonksiyonun düzeltilmesi söz konusudur. Tedavide tedavi öncesi kriterler çok iyi değerlendirilmeli, tedavi öncesi durum ve tedavi ile elde edilebilecek durum çok iyi analiz edilmelidir. Ortodontik tedavide hedef daima sürekli diş dizisidir. Süt diş kavisinden karışık dişlenme dönemine ve daimi diş dizisine geçişte normal gelişim olaylarını da çok iyi tahlil edilmelidir. Süt diş dizisinden, karışık dişlenme dönemine geçerken, bazı anomalilik gibi görünen durumlar, aslında normal fizyolojik bir görünüm olabilir. Tabi ki bu durumlara hemen müdahale etmek doğru olmaz.

Ortodonti her diş hekimi tarafından uygulanabilir mi?

Ortodontik tedaviyi her diş hekimi yapamaz. Ancak gerekli bilgi ve donanıma sahip diş hekimleri yapabilir. Prensip olarak dişsel seviyedeki bütün tedavileri diş hekimleri yapabilir. Ancak iskeletsel seviyedeki ortodontik anomaliler özel bir eğitim ister.

ğda yaşıyoruz. Bu hızlı teknolojik gelişmelerin önemli bir bölümü tıbbi teşhis alanında görülmektedir. Örneğin basit bir kan tahlili ile kalp hastalığı açısından risk taşıdığımızı tespit edebiliyoruz. Ya da hiçbir şikayetimiz olmadığı halde bilgisayarlı tomografi ile tümörlü bir hasta olduğumuz gerçeği ile karşı karşıya kalabiliyoruz. Önemli olan, teknolojinin bize sunmuş olduğu bu güzelliklerden hastalık hali oluşmadan faydalanmaktır. Check-up önemi burada devreye girer. Çünkü check-up erken teşhis için ilk ve önemli bir adımdır. Hastalık oluştuktan sonra yapılan tahliller check-up demek değildir. Çünkü geç kalınmış ve hastalık hali oluşmuştur. Bu tür hastalar, hastalığının dışındaki diğer muhtemel hastalıkların teşhisi için farklı check-up programlarına dahil olabilirler.

Check-up bir zorunluluk mudur? Check-upa nasıl karar verilir?

Hastalıktan önce sağlığın, yokluktan önce varlığın, tükenmeden önce boş zamanın kıymetini bilmek zorundayız. Check-up bir zorunluluk değildir. Ama sağlığımız önemli ise hastalanmadan önce check-up programlarına katılmak önemlidir.

Check-up türleri hakkında nelerdir?

Bazı hastalıklar bazı bölgelerde daha sık görülür. Ülkemizde her dört kişiden biri yüksek tansiyonludur. Yüksek tansiyonun kalp-damar sistemine verdiği sayısız zararlar vardır. Basit bir kalp-damar check-up programı ile bunu teşhis edip önlemleri alınabilir. Örneğin Japonyada mide kanserine ait ölüm hızı, diğer ülkelere göre belirgin olarak yüksek iken, Japonların kitle tarama çalışmaları sonucu bu hızda azalma görülmüştür. Kişinin sosyoekonomik durumu, yaşam şartları, beslenme ve yemek alışkanlıkları, genetik özellikleri soyda geçen hastalıklar açısından dikkate alınarak, hem milli serveti israf etmeden ekonomik davranmak, hem de hedeflediğimiz sağlıklı bilgilere ulaşmak için check-up programları belirlenebilir. Ailesinde şeker hastası olmayan birisinin kan şeker sonucu normal sınırlarda çıkmasına rağmen şeker yükleme testi yapmak gereksiz ve de anlamsızdır. Mesela İlla da beni bilgisayarlı tomografiye koyarak baştan aşağıya check-up yaptırın diyen hasta adayımıza bunun sınırları çizilmeli, tıbbın uygun gördüğü program uygulanıp israf engellenmelidir. Kişi birkaç küçük tahlil içeren mini bir check-up programı için başvurmuş olsa da, sağlığının sorumluluğunu üstlenmiş olduğumuzdan, gerektiği zaman bu programın dışına çıkılabilmelidir. Bu noktada kişinin sağlığını muhafaza etmek, ekonomik durumunu muhafaza etmekten daha önemlidir.

Check-up kimlere uygulanabilir?

Check-upta cinsiyete, yaşa, kişinin yakınlarında görülen hastalıklara, yaşadığı coğrafik bölgelere göre paket programlar uygulanabilir. Kişi bayan ise, bayanlarda sık görülen meme ve rahim kanserlerine yönelik programlar uygulanabilir. 50 yaş civarında bir erkek ise bu yaşlarda sık görülen prostat hastalıkları açısından bir program gerekebilir. Ailesinde şeker hastalığı olan kişiye diabet-şeker hastalığı açısından bir check-up programı önerilmelidir. Doğu Karadenizde yaşayan ve iyot açısından yetersiz beslenen check-up adayı da guatr yönünden incelemeye alınabilir. Bu sınırlamaları ekonomik davranma kaygısı güderek en kısa yoldan hedefe ulaşmak için yapıyoruz. Ancak bunu yaparken sınırlar keskin hatlarla belirlenmemeli, esnek de tutulabilmelidir.

Check-upa talebin son dönemde daha çok olmasının sebebi nedir?

İnsanlarımızın sosyoekonomik ve refah düzeyinde görülen artışın yanı sıra aynı oranda sağlık alanında da bir bilinçlenme görülmektedir. Artık insanlar nasıl otomobilinin rutin kontrollerini yaptırıyorsa, kendi sağlığı için de rutin kontrollerin yapılması gerektiğine inanmaktadır. Özellikle İstanbul ilimizde hızla artmakta olan sağlık kuruluşlarının vermiş olduğu çeşitli hizmetlerin bu bilinçlenme düzeyinin oluşmasında önemli bir katkısı vardır. Bunun yanı sıra hızla artış gösteren özel sağlık sigortalarının rolünü de gözardı etmemek gerekir.

Dişleriniz için D vitamini

Ekim 1st, 2008

Eğer dişlerinizin daha sağlıklı olmasını ve daha güzel görünmelerini istiyorsanız yaz henüz bitmeden güneşin tadını çıkartın. D Vitamininin sağlıklı dişler ve kemikler için kalsiyum kadar gerekli olduğunu belirten Plusdent Diş Kliniği Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı D Vitaminin en önemli kaynağının ise güneş olduğunu söylüyor.

D vitamini kemik ve dişlerin oluşup şekillenmesinde vazgeçilmez bir vitamindir. Vücudun D vitamini gereksiniminin ise büyük ölçüde güneş tarafından sağlandığını belirten Diş Hekimi Mehmet Zahid Kazandı güneş ışınlarından yeteri kadar yararlanmanın sağlıklı dişler ve kemikler için önemli oluğunu vurguluyor. D Vitamini ve kalsiyum kemik kaybını önler ve iltihapları azaltır. Periodontal hastalığın fark edilebilir bir göstergesinin ise itihap olduğunun altını çizen Diş Hekimi Mehmet Kazandı özellikle Vitamin D ve kalsiyum eksikliği bulunan kişilerin periodontal hastalığa yakalanma riskinin arttığını belirtiyor. Periodontal hastalıktan kendilerini korumak daha sağlıklı dişlere ve kemiklere sahip olmak için kişilerin günde 10-15 dakika yalnızca ellerin güneşte bırakılması bile vücudun ihtiyacı olan D vitaminini kazanması için yeterlidir. Yeteri kadar güneşe maruz kalmayan yerlerde yaşayan bireylerin ise bu açığı kapatmak için süt, yumurta, peynir, ton balığı gibi yiyecekleri tüketmeleri gerekmektedir.

Mümkün olduğu kadar güneş ışığından yararlanmak gerekir ancak bunun için güneşin altında saatlerce kalmak gerekmiyor! Bunun yanında ozon tabakasında oluşan delikler nedeniyle çok fazla güneş ışığı da zararlı olabilir. Güneş ışınlarına fazla maruz kalıp olumsuz yönde etkilenmemek için ise yeteri kadar güneşten yararlanıp vücudumuzun ihtiyacı olan vitamin alınması sağlanmalıdır.

Çocuk Sağlığı İçin Kesinlikle Zararlı

Ekim 1st, 2008

evde çocukların yanında sigara içmek elbette zarar verici. bunun ötesinde bu maddenin verdiği zararlar için uzun yıllar farkındalık yaratmaya uğraşmış ülkelerde bile sigara kullanımı artık  yasaklanıyor, kamusal alanlardan başlanarak. bu hem gündelik etkileyen bir uyarı oluyor, hem de sigaraya karşı zaaflı olanlarımızın zaaflarına sığınmasını zorlaştırıcı oluyor. Dolayısıyla kamusal bir sağlık koruma gayretlerine bizler de evlerimizde çocuklarımızın yanında sigara içmeyerek katkı yapabilir, kamu bilincini uyarıp yaşamı kalitelileştirebiliriz.  kendi geleceğimiz olan çocuklarımızın sağlığı hepimizin keyfi davranışlarına bırakılamayacak kadar önemli. onların sağlıklı kuşaklar yetiştirebilmesi, altyapısı şimdiden bu konuda takınacağımız tavırlara bağlı olarak gelişecek olan sağlıklı sigarasız gelecekle ilişkilidir. böylesi bir gelecekle ilişkiyi şimdiden kurabilmemiz mümkün.  Öyleyse artık çocuklarımızın-çocukların yanında sigara içmeyelim derim… bu elimizde değil mi ?

İki Yaş Sendromu

Ekim 1st, 2008

Çocuğunuz artık bebeklik döneminden çıktı, büyüdüğünü ve bağımsız hareket edebildiğini görüyorsunuz, artık size uyumlu olabilme ve sözünüzü dinleyebilme zamanı geldiğini düşünüyorsunuz belki ama henüz buna hazır değil çünkü 2 YAŞINDA!! Bu yaş dönemi anne- babaların çocuk gelişiminde en çok zorlandıkları ve yoruldukları dönemdir. Yemek yemede direnme, uyku uyumak istememe, söz dinlememe, anne-baba-arkadaşa vurma - ne denirse tam tersini yapma, kendisini yerlere fırlatma, kafasını vurma . Bebeklik dönemi sonrasında size uyum sağlamasını beklerken bu inatlaşmalar ya da öfke nöbetleri nereden çıktı demeyin. Çünkü çocuğunuz özerklik döneminde .( 12-36. aylar ) Özerklik dönemi çocuğunuzun kendisini ortaya koyduğu, her şeyin kendisinin olmasını istediği, istediği kıyafeti giymek istediği dönemdir. Bu ısrarlı çabaları sizi ne kadar yorsa , sinirlendirse de tüm bunları bir geçiş dönemi olarak kabul etmek ve bu döneme her şekilde hazırlıklı olmak zorundasınız. Eğer bu dönemdeki abartılı tepkilerinin yaşının bir özelliği olduğunu ve neler yapılması gerektiğini bilirseniz bu dönemi daha rahat bir şekilde atlatabilirsiniz.

 

 Bu dönemde çocuklarınızın özerkliğini engellememeniz gerekiyor, oysaki bir çok anne doğru davranışı göstermek için bu dönemde HAYIR! kelimesini sıklıkla kullanıyor. Bu tip engelleyici davranışlar çocuğun uyumsuzluğunu daha fazla arttırarak gelişimini olumsuz etkilemektedir. Dünyayı, çevresindeki nesneleri , kişileri tanımaya ve keşfetmeye yarayacak tüm yetilere sahip ( yürüyebiliyor, kavrayabiliyor,basit olaylar arasında bağlantı kurabiliyor, koşabiliyor,yemek yiyebiliyor, hatta sorular sorabiliyor) olan çocuğunuz bu enerjiye sahip. Ne kadar çok nesneye dokunursa, ne kadar çok soru sorarsa , kendisini ne kadar çok ortaya koymaya çalışırsa gelişimi o kadar sağlıklı olacaktır. Soru sorması engellenen bir çocuğun ileride kendine güvensiz , içe dönük kişilik özelliklerini göstermesi beklenebilir. Öfkesi engellen bir çocuk ise bu duyguyu zamanla kendisine yönelterek ısırma vb davranışlar gösterebilir. Çocuğunuzun özgür olabileceği alanlar yaratmalı ve kendisini , duygularını tümüyle ortaya koymasına izin vermelisiniz. Onunla inatlaşmayın, çünkü bu inatlaşma ve öfkelenme onun kontrol edebileceği bir düzeyde henüz değil. Kendisinde var olan enerjisini boşaltabilmesi için gün içerisinde bol bol dışarı çıkarın, koşsun,hoplasın, zıplasın, güvenliğini tehdit etmediği sürece istediği her şeye dokunsun, bu onun mutlu olmasına ve gün içinde size daha uyumlu davranmasına neden olacaktır. Eğer yapmasını istemediğiniz bir davranış var ise o zaman kızma, engelleme, cezalandırma gibi davranışlar göstermeyin. Yapacağınız uzun süreli açıklamalar da bu yaş dönemi için pek işe yaramayacak. Yapmanız gereken ilgisini dağıtmak olsun. Dikkatini başka yöne çevirmede yaratıcı bir anne - baba olursanız işiniz daha da kolaylaşacaktır. Bunu sağlamak için onun gözüyle dünyaya bakabilir ve oyunları kullanabilirsiniz. ( örneğin: yemeğini yememek için size direniyorsa bir portakal ya da elmayı komik bir kukla haline getirerek – sevimli bir ismi de olsun – bu kuklaya yemeği yedirmek gibi) Bunda da direnirse ikinci oyunu bulun, ilgi alanlarını keşfedin eğer resim yapmaktan hoşlanan bir çocuğunuz varsa bir tabak, bir çocuk , bir sevdiği yemeği birlikte çizin ve sonrasında bir hikaye oluşturarak olumlu davranışı pekiştirin. Bu onun eğlenmesini sağlayarak dikkatini çekecek ve size olan uyumunu arttıracaktır. Bu tip aktiviteleri onunla yapabilmeniz için yeterli zamanınızın ve sabrınızın da olması gerekiyor, çocukları ile yeterli iletişimi kuramayan, kendisine zaman ayırmayan / ayıramayan , çalışan annelerimizle ( babalarımızla ) çocukları arasında bu dönemde daha fazla çatışmalarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle annelerimizin – babalarımızın öncelikle kendilerine gün içinde zaman ayırmalarını ( çay zamanları , yürüyüş zamanları, sohbet zamanları , gazete-dergi zamanları ) istiyoruz.

Çocuğunuzu bu dönemde uyumsuz, iyi yetiştirilmemiş ya da kötü bir çocuk olarak asla tanımlamayın. 3 yaş sonrasında size ve koymuş olduğunuz kurallara uyum sağlayabilecek gelişim düzeyine sahip olacaktır. Çocuğunuz büyürken içinde bulunduğu gelişim dönemini çok iyi tanımalısınız, çünkü bazen normal olan davranışlar anne-babalar tarafından problem olarak değerlendirilebiliyor. Bunu ortadan kaldırmak için uzman kişilerden gelişim danışmanlığı alabilirsiniz.

Anestezi

Ekim 1st, 2008

Anestezi doktoru, operatör gibi bir uzman mıdır ?
Evet. ikisi de tıp fakültelerinden mezun olmuş ve ihtisaslarını yap­mış kimselerdir.

Ameliyatlarda anestezi yapanların doktor olmaları gerekli midir ?
İmkânlar oranınca evet. Anestezi uzmanı olan bir doktorun ameliyatta anestezi yapması tercih edilir. Anestezi günümüzde çok iler­lemiş olan bir ihtisastır ve bir anestezi uzmanının ameliyatta ha­zır bulunması ameliyatın başarılı olması için çok önemli bir ko­runma tedbiridir.

Bir anestezi uzmanının uzmanlık eğitimi neleri ihtiva eder ?
Bir doktorun bir anestezi uzmanı olabilmesi için asistanlık devre­sinden sonra resmî bir hastanede anestezi konusunda dört yıl bu branşta çalıştıktan sonra anestezi uzmanlık imtihanına girmesi ve başarı ile geçmesi gerekmektedir.

Doktor olmayan anestezistler hâlâ çalıştırılmakta mıdır ?
Evet. Bunun nedeni de hastanelerde yeterli sayıda uzman anestezist doktorların bulunmayışıdır.

Anestezist için neden ayrıca ücret ödenmektedir:
Çünkü o da ihtisas yapmış bir doktordur. Onun ameliyattan önce yapılan konsültasyonda ileri sürdüğü görüşler, anesteziyi kullanması ve anesteziden sonra hasta ile ilgilenmesi, ameliyatın başa­rısında büyük rol oynar. Ameliyat sonrası hastanın iyileşmesinde de yardımcı olur.

Çocuk doğumunda anestezist görevlendirilmesi yararlı mıdır ?
Evet. Onların bu durumlarda görevlendirilmesi doğumlarda ölüm­leri ve çocuğa ait komplikasyonları büyük ölçüde azaltabilmekte­dir.

Doğum hallerinde çok acı çekilmesi gerekli midir ?
Hayır. Modern anestezi metotlarıyla ancak doğum hallerinin ba­şında çekilen hafif sancılar gereklidir. Bundan sonra gelecek san­cılar ve çocuğun doğumu anneye hiçbir zarar getirmeden anestezi yoluyla önlenebilinir.

Çocuk sezaryen usulüyle dünyaya getirilecekse anestezi lüzumlu mu­dur ?
Evet. Sezaryen bir ameliyattır ve öteki bütün ameliyatlar gibi anes­teziyi gerektirir.

Ameliyat öncesi «değerlendirmeye ilâç kullanma kararı» ne demek­tir ?
Anestezist hastanın geçmiş hayat durumunu ve ne gibi hastalıklar geçirmiş olduğunu gözden geçirir ve ne cins anestezi kullanacağını elde ettiği bilgilere göre kararlaştırır. Eğer anestezi uzmanı hasta­nın anesteziden ve ameliyattan sağlam çıkamayacağı kanaatine varırsa ameliyatın tehir edilmesini tavsiye eder. Anesteziden önce hastaya hastane odasında uyuşturucu ve yatıştırıcı ilâçlar verilir. Bu şekilde hasta, anestezi uygulanmasına alırlık derecesi artmış olur.

Anestezi indüksiyonunun anlamı nedir ?
Bunlar anestezinin başlangıç usulleridir. Bugün anestezi hiç heye­cana veya korkuya kapılmadan yapılır. Önceden hastaya verilen ilâçlar ve damara yapılan enjeksiyonlarla hastanın uykuya dalma­sının teminiyle anestezi hiçbir acı vermeden rahatça yapılabilme­lidir.

En genel tip anesteziler hangileridir ?
a. Bugün en çok kullanılan anestezi sistemi solunum yoluyla ya­pılan anestezidir. Bununla beraber bugünkü anestezi uzmanlarının büyük çoğunluğu dengeli anestezi sistemi diye adlandırdık, lan bir sistemi kullanmaya başlamışlardır. Bu sistemde hasta­nın uyutulması için birçok değişik usullere başvurulmaktadır. Hastayı uyutmak için «penthotal» veya benzeri «İnnovar» ilâç­lar damardan enjekte edilmektedir. Bundan sonra acıları önle­mek için hastaya «diazot monoksit» (güldürücü gaz) ve oksi­jen verilmektedir. En sonunda, operatör teknik işlemlerine başla­yabilmesi için adaleleri gevşetecek .ilâçları, damar yoluyla en­jekte edilir. Ameliyat devam ederken de, gerektiği miktarda yu­karıdaki ilâçlardan verilmesi sürdürülür. Bazı hallerde «diazot monoksit» e eter ilâve edilir. Başka durumlarda «diazot monok­sit» yerine «Fluothane» kullanılabilinir. Eter, günümüzde artık fazla kullanılmamakla beraber, yine de çok kıymetli anestezik bir ilâç olarak uygulanmaktadır. Kulla­nıldığı zamanlar kana ciğerlerin yolu ile çekilmektedir. Oradan beyine giden eter, bir şuursuzluk hali meydana getirmektedir. Eter «açık damla» usulüyle veya özel makinelerle kullanılabilir. Bazı vakalarda ağızdan soluk borusunun üst kısmına solunum borusuna bir tüp yerleştirilmesi de gerekli olabilir. Bu yol anes­tezinin kontrolünü kolaylaştırır ve anestezinin tam olması için bir^ garanti teşkil eder. Ancak eterin patlama özelliği olduğun­dan, bu gibi patlamalara karşı emniyet tedbirlerinin önceden alınması gereklidir. , Fluothane (halothane), yanma ve patlama hassaları olmayan bir gazdır, son yıllarda büyük ölçüde kullanılmaya başlanmış­tır. Solukla, içeriye çekilen anesteziler arasında en güçlü anestezi maddesi olarak kabul edilen bu gazın en büyük mahzuru bazı hastaların karaciğerlerine zararlı olabilmesidir. Son yıllara kadar çok az kullanılmış olan başka bir solukla içe­riye alman anestezi gazı, «siklopropan» dır. Bu gaz her zaman fazla miktarda oksijen ile birlikte birçok vakalarda da daha uzun bir anestezi temini için başka ilâçlarla birlikte kullanılmakta­dır. Bu gazın da tek mahzurlu yanı patlayıcı olmasıdır.

b. Bele, omurilik sıvısına iğne ile yapılan anestezi. Bu tip anestezi genellikle belden aşağısında yapılacak bir ameliyatta kullanıl­maktadır. Omurga kemiği kanalına «Novocaine» veya buna ben­zer bir ilâç enjekte edilerek yapılır. Bu tür anestezi yalnız ameli­yat edilecek kısmı uyuşturur ve ameliyat olan hasta uyanık ka­lır. Günümüzde omurga kemiğine yapılan anestezi, çoğunlukla başka damara yapılan enjeksiyonla birlikte yapılır ve bunlar sayesinde hasta ameliyat sırasında hafif bir uykuya dalar,

c. Epidural ve caudal (kuyruk sokumu) anestezi. Bu tip anestezi­ler omurilik anestezisinin benzeridirler ve vücudun muhtelif kı­sımlarını uyuştururlar. Bu tür anestezilerin omurilik anestezi­sinden farkları omurga kanalının içine değil de dışına yapılma­larıdır.

d. Lokal veya bölgesel anestezi. Lokal anestezide çoğunlukla «Novolaine» kullanılır ve bu anestezi türü vücudun muhtelif yerle­rine tesir eden sinirlere enjeksiyon yoluyle yapılır. Bu usul anes­tezinin tesir süresi kısa olduğundan bu karakteristiği önlemek için daha uzun bir sancı giderme süresi verebilecek başka sis­temler geliştirilmiştir. Bunlar «Xylocaine», «Carbocaine» ve «Nesacaine»dir. Ancak bu ilâçlarla anestezi süresini uzatmak mümkündür. Bunların bazılarının toksik tesirler yaptıklarından kullanmalarda çok ihtiyatlı olunması gerekmektedir. Lokal ve­ya bölgesel anestezilerin tesir süresini uzatabilmek için çok kez enjeksiyondan önce anestezi karışımına az bir miktar adrenalin ilâve etme usulü kullanılmaktadır. Adrenalin kan damarlarının büzülmesine yol açtığından kanda absorbe olan anesteziyi azalt­makla ameliyat yapılacak yerden uzaklaşmasını önlemektedir.

e. Damardan yapılan anestezi. Damara enjekte edilen ve baygın­lık veren birçok ilâç mevcuttur. Bu yolda kullanılan ilâçlar ço­ğunlukla «Penthothal»dır. Bunların fonksiyonları hastayı uyutmak (narkoz)tır.,Sancıyı önleyecek nitelikleri olmadığı için bun­lar ameliyattaki anestezide tek başına kullanılmazlar. Bu sebeple bunlar asıl anesteziye yardımcı olarak kullanılırlar ve hasta uyutulduktan sonra anestezik durumun devamının temini için diazot monoksit «Fluothane» gibi ilâçların kullanılması gerek­mektedir. Bazı vakalarda «Siklopropan» da kullanılabilir. Bu gi­bi anestezilerde anestezist, damardan verilen ilâçları daima azar azar vermeye dikkat eder. Çünkü bunlar nefes alma gibi bazı hayatî fonksiyonları, zorlayarak zayıflatabilir.

f. Mevizî anestezi. Bu tür anestezi ağız, burun, göz gibi organlarda kullanılır. Bu anestezi bir pamuklu aplikatör veya sprey kullan­makla yapılır. Başka kullanılan bir usul de, gereken yere göz damlalığı ile ilâcın damlatılmasıdır. Mevzii anestezide kullanılan ilâçlar genellikle kokain ve pontokain’dir. Bunların da devam süresi kullanılan solüsyona biraz adrenalin katılmasıyla elde edilebilir.

Anestezi verilirken hangi gazlar kullanılır ?
Diazot monoksit, siklopropan halothane veya etilen.

Gazların rahatsız edici kokuları var mıdır ?
Hayır.

Ameliyata başlanmadan önce hasta muhakkak surette uykuya dalmış olacak mıdır ?
Evet. Anestezi tam etkisini göstermeden ameliyata başlanılmaz.

Bir hastanın kendi anestezisini seçmesi doğru bir hareket midir ?
Hayır. Yapılacak ameliyata göre operatör ve anestezist hangi anes­tezinin kullanılmasının gerekli olduğunu çok daha iyi kestirecek durumdadırlar.

Ameliyat olmakta olan hastalar anestezinin tesiri altındayken önemli sırları istemeseler de açıklayabilirler mi ?
Hayır. Bu çok yaygın, fakat tamamen asılsız bir inançtır.

Ameliyat tamamlanmadan anestezinin tesiri geçtiği vaki olmuşmudur ?
Hayır. Anestezist her zaman anestezinin ilâve gerektiğini bilir ve gerek duyunca ameliyat sırasında anesteziyi artırır.

Ameliyat tamamlandıktan sonra anestezi tesirinin bitmesi ne kadar sürer ?
Bu büyük ölçüde verilmiş olan anestezinin miktarına ve cinsine bağlıdır. Omuriliğe yapılan anesteziler genellikle ameliyatın biti­minden bir ilâ üç saat arasında tesirini kaybeder. Genel anestezi ameliyat bitiminden birkaç dakika sonra tesirini kaybedebilir; fa­kat bazı zamanlarda bu birkaç saat da sürebilir.

En emniyetli anestezi türü hangisidir ?
Günümüzde uzman anestezistlerin yapacağı her tür anestezi em­niyetlidir. Anestezide kazaların sayısı o kadar azdır ki, bugün ame­liyatlarda ancak çok küçük bir problem olarak kabul edilmekte­dir.

Bir tip anestezi ötekinden daha emniyetli olarak kabul edilebilir mi ?
Bunun için kesin bir şart yoktur. Kullanılacak anestezi, yapılacak ameliyata, ameliyatı yapacak doktora Ve ameliyat olacak hastaya, vs. bağlıdır. Hastanın ameliyatında yapılacak anesteziyi seçmesini anesteziste bırakması her zaman tavsiye olunur.

Anesteziden komplikasyonlar en iyi hangi, şekilde önlenebilir ?
Bütün ameliyat boyunca hastanın gerektiği miktarda oksijen alması teinin edilmesi ve hastanın akciğerlerine dışarıdan gereken ha­vanın girmesini garanti etmekle. Bu ölçüler ameliyat boyunca uz­man doktor-anestezistler tarafından kontrol edilip gerekenler ya­pılır.

Bir anestezinin uzaması ne dereceye kadar emniyetlidir ?
Gerekli miktarda hastaya oksijen verildiği müddetçe, anestezinin bazen on veya on iki saate kadar uzamasında hiçbir tehlike yoktur. Günümüzde her alanda yapılan yeni tür operasyonlarda hastaların saatlerce anestezi altında kalmaları gerekmektedir.

Soluk borusu içinde (endotrachea) anestezi ne demektir ?
Bu tür anestezide ağızdan veya burundan bir tüp doğrudan doğruya soluk borusu içerisine yerleştirilmekte ve anestezi solunum yoluyla verilmektedir. Bu, solunum anestezisinde en emniyetli sistemdir. Çünkü bu metotla nefes alma en etkili şekilde kontrol al­tında tutulabilmektedir.

Omuriliğe yapılan anestezilerden sonra genellikle baş ağrıları meyda­na gelir mi ?
Omurilikten anestezi olan hastaların yaklaşık yirmi kişiden birin­de anestezi sonrası baş ağrıları meydana gelmektedir. Bunlara şim­di bazı önleyici tedbirlerle engel olunmaktadır.

Omurilik anestezisinden sonra meydana gelen baş ağrılarının devam süresi ne kadardır ?
Bunlar ortalama iki veya üç gün sürer.

Omurilik anestezisinden sonra gelen baş ağrıları nasıl tedavi edilir ?
a. Çok miktarda su alınmalı. Günde sekiz on bardak kadar.
b. Aspirin gibi ağrı kesen ilâçlar alınmalı.
c. Omurga kanalında su miktarını artırmak için gereken enjeksi­yonlar yapılmalı.

Büyüklerde olduğu gibi bebeklere ve çocuklara da anestezi verilir mi ?
Evet. Çocuklar ve bebeklerin anesteziye tahammülleri çok iyidir.

Ameliyat esnasında hastanın genel durumundan anestezist mi sorum­ludur ?
Evet. Ameliyat süresince anestezist yalnız nefes almasını değil, nabzını, kalbin çalışmasını ve tansiyonunu kontrol altında tutar.

Aşağıda ameliyatlar için genellikle kullanılan anestezilerin listesi bulunmaktadır.
Beyin => Genel veya bazen lokal, damardan yapılan enjeksiyonlarla. Bazı hal­lerde bunlar yapılmamaktadır.

Göz => Genel, mevziî veya sinirleri tıka­ma yoluyla yapılan anestezi.

Kemik => Genel, omurilik veya kısmen sinir­leri tıkama yoluyla yapılan anes­tezi.

Ağız => Lokal veya kısmen sinirleri tıka­ma yoluyla.

Bademcik => Çocuklarda genel. Büyüklerde lo­kal veya genel.

Tiroid => Genel. Çok kez solunum borusuna yerleştirilen tüp yoluyla. Az vaka­larda kısmen veya lokal.

Göğüs => Genel anestezi. Çok az vakalarda lokal anestezi kullanılabilir.

Kalp ve akciğerler => Soluk borusundan yerleştirilen tüp yoluyla genel.

Karma ait organlar => Hastanın rahatsızlığının özelliğine göre genel veya omurilik anestezi­si. Omurilik anestezisine başvurul­duğu zamanlarda genellikle hasta­nın anesteziden önce uyutulması için damardan verilen uyutucu ilâçlar kullanılır.

Böbrekler, mesane ve prostat => Genel veya omurilik anestezisi.

Rektum, anus (makat) ye tenasül organları => Genel, omurilik veya kuyruk kesi­minden yapılan (caudal) anestezi. Çok kez önceden uyutmak için da­mardan enjeksiyonlar gerekli olabilir.

Üst uçlar => Genel, lokal veya bölgesel sinir tıkayıcı anesteziler.

Alt uçlar => Genel, omurilik, lokal veya kısmî anestezi.

Anestezist operatöre çok kez gereken öğütleri verir ve anestezi al­tında olan hastanın durumu hakkında gerekli bilgileri ulaştırır.

Bir hasta, önceki bir ameliyatta anesteziye karşı olumsuz bir tepki gös­termişse bu her anestezide olumsuz tepki göstereceğine delâlet eder mi ?
Hayır. Son yıllarda anestezi dalında o kadar büyük ilerlemeler kay­dedilmiştir ki bu gibi tekerrürlerin meydana gelmesine imkân yoktur.

Hasta daha önceki bir anestezide olumsuz tepkiler göstermiş olduğu­nu anestezist’e bildirmeli mi ?
Evet. Anestezi doktoruna bundan önceki bir ameliyatta veya anestezide göstermiş olduğu olumsuz tepkiler hakkında geniş bilgi ver­mesi her zaman faydalıdır.

Ameliyattan önce yemek yediğini hasta anesteziste bildirmeli midir ?
Evet. Hastanın anesteziye boş, midede gelmesi çok önemlidir. Eğer hasta ameliyattan önce yemek yemişle bunu anesteziste bildirmesi şarttır.

Bebekler de Uyku Düzeni

Ekim 1st, 2008

Uzm.Dr. Esra Özaydın

Bu yazıda sizlere bebeklerin uykusu bu konusunda birkaç öğüt verilecektir.

0-3 ay: Yeni doğan bebeğiniz ilk haftalarda günde 17-18 saat uyur. 3. ayda ise uykusu günde 15 saate düşer.

Ancak bu uyku hiçbir zaman gece olsun gündüz olsun aralıksız olarak 2-3 saati geçmez. Böylece bu dönemde siz de hiçbir zaman 2-3 saatten fazla aralıksız uyuyamazsınız. Ya beslemek için, ya altını almak için veya sadece oynamak için uykunuz mutlaka bölünecektir.

Bu durum çoğu bebekte 5-6.aya kadar sürer.Bu süre içinde size düşen görev bebeğinizin uyku alışkanlıklarını yerleştirebilmek için alıştırmalara başlamaktır.

Bebeğiniz uykusu geldiğinde gözlerini ovuşturmak, kulaklarını çekiştirmek gibi birtakım hareketler yapar. Bu hareketleri öğrenin.

Bebeğinize gece ve gündüzün farkını öğretmeye başlayın.Buna 2 haftalıkken başlayın.Gündüz onunla oynayın, konuşun, ilgilenin. Gece uyku vakti geldiğinde ışıkları karartın, oynadığınız oyunları mümkün olduğunca yavaşlatın. Onun ilgisini çekecek tüm aktiviteleri sınırlayın. Çamaşır, bulaşık makinesi vs. aletleri çalıştırmayın.

6-8 haftalık olduğunda bebeğinize kendi kendine uyuma şansı tanıyın. Onu yatağınayatırın, uyutmak için çaba sarfetmeyin, kucağınıza almayın veya sallamayın. Böylece kendiliğinden uyumayı öğrenme şansı tanıyın.

3-6 ay: 3-4 aylık olan çoğu bebek günde 15 saat uyur. Bunun yaklaşık 10 saati gece, 5 saati ise gündüzdür. Eskisi gibi her 2-3 saatte bir uyanmamaktadır. Geceleri ancak bir kaç kez beslemek için uyanabilirsiniz. Gündüz uykuları ise 2-3 parti halinde yaklaşık 5 saat olacaktır.Bu dönemde:

Bebeğinizin uyku saatlerini planlamaya başlayabilirsiniz. Geceleri 20- 20.30 sıralarında uyuması uygun olacaktır. Bu saatlerde bebeğiniz çok enerjik görünse de yatmasını sağlayın. gündüz uykularını da belli saatlere planlamaya çalışın.

Yatma zamanı için bir takım alıştırmalar geliştirmeye çalışın. Onu yatırmadan önce oynadığınız oyunları yavaşlatın. Pijamalarını giydirin. Hikaye anlatın, ninni söyleyin. Işıkları azaltın. Bunu her gün yaparak bebeğinizin yatma saati geldiğini öğrenmesini sağlayın.

Bebeğiniz gece uykusunu 10 saat uyuduktan sonra onu uyandırın. böylece gündüz uykularını da düzenli uyumasını sağlarsınız.

6-9 ay: Günlük uykusu yaklaşık 14 saattir. 7 saate yakın bir süre hiç uyanmadan uyuyabilir. Sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde iki kez kısa süreli gündüz uykuları uyuması uyku düzeninin sağlanmasında faydalı olacaktır.

Bu dönemde yatma zamanı için daha önceden geliştirdiğiniz alıştırmaların faydasını göreceksiniz. Artık önceden alıştırdığınız gibi pijamaları giydirdiğinizde, hikaye okuyup ninni söylediğinizde uyku zamanının geldiğini kabul edecektir.

Her gün aynı saatte gündüz uykularına yatmasını sağlayın.

Kendi kendine uyuyakalmasını sağlamaya çalışın.

9-12 ay: Bu aylarda muhtemelen bebeğiniz geceleri 10-12 saat ve gündüzleri iki kez yarım- 2 saat uyuyor olacaktır. Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır.

12-18 ay:Bu aylarda bebeğiniz günde 13-14 saat uyuyacaktır. 18 aylık olduğunda günde iki kez olan kısa gündüz uykularını öğleden sonraları yarım- iki saatlik tek uykuya indirebilir.Size düşen ise yatma zamanı alışkanlıklarını bozmamasını sağlamak, kendi kendine uyuması için gerekenleri yapmak olmalıdır.
18- 24 ay:Geceleri 10-12 saat, gündüzleri 2 saatlik bir öğlen uykusu yeterli olacaktır. Bu aylarda çocuğunuz oluşturduğunuz alışkanlıkları yıkabilmek için çeşitli hilelere başvurabilir.

Kan Zehirlenmesi

Ekim 1st, 2008

Yeni doğmuş bebeklerde kan zehirlenmesi ne demektir ?
Genellikle bebeğin doğumunun ilk haftasında meydana gelen bir kan dolaşımı enfeksiyonu veya zehirlenmesidir.Yeni doğmuş bebeklerde kan zehirlenmesinin sebepleri nelerdir ?
Deriden, tükürük guddelerinden, burun, ağız veya göbekten kana bakterilerin girmesinden ileri gelmektedir.

Bu mikroplar kana doğumdan önce mi sonra mı girmektedir ?
Bakteriler vücuda doğumdan önce veya sonra girmiş olabilirler; sonra da kan dolaşımına ulaşırlar.

Kan zehirlenmesinin belirtileri nedir ?
Gıda alamamak, kusmak, ishal, kilo kaybı, aşırı derecede rahatsızlık, yüksek ateş ve izpazmoz halleri.

Kesin teşhis nasıl elde edilebilir ?
Kanda bakterilerin bulunup bulunmadığını tespit etmek için kan kültürleri alınarak laboratuarda analize gönderilir.

Kan zehirlenmesinin tedavisi nasıl yapılır ?
Yeterli dozajlarda gereken antibiyotiklerin derhal verilmesiyle.

Kan zehirlenmesinin komplikasyonları olabilir mi ?
Evet. Zatürree, menenjit, peritonit, muhtelif organların apse yapması veya deri apseleri.

Bu hastalıktan iyileşme şansları nedir ?
Erken teşhis ve derhal tedaviye girişilmesiyle bu hastalıktan iyileşme şansı oranları yüksektir. Eğer hastalık erken teşhis edilmezse, enfeksiyon da ciddî ve hatta vahim ise, hasta çocuk, kısa bir süre içerisinde ölür.

Kan zehirlenmesi önlenebilir mi ?
Eğer annede doğumdan önce veya doğum sırasında herhangi bir enfeksiyon belirtisi görülmüşse. Bebeğe koruyucu ilâçlar verilmelidir. Çocuk herhangi bir deri veya göbek enfeksiyonu belirtisi gösterirse derhal, vakit kaybetmeden antibiyotik ilâçların verilmesine başlanmalıdır.

Bebeklerde Salgın İshal

Ekim 1st, 2008

Yeni doğmuş bebeklerde salgın ishal nedir ?
Bu hastalığa hastanelerde bebekler için ayrılmış bölümlerde rastlanır. İshal adı da gösterdiği gibi, hastalığın en önemli tarafıdır. Koli basili denilen bir mikroptan ileri gelmektedir.Bağırsak sisteminde koli basili genellikle bulunur mu ?
Evet. Bunların birçok türleri bağırsak sisteminde normal olarak bulunur; ancak mikropların bağırsaklarda mutaden bulunmayan türleri bu hastalığa neden olurlar.

Yeni doğmuş bebeklerde salgın ishal, başka mikroplardan da ileri gelebilir mi ?
Evet, çok kez bir virüs veya bir stafilokok bu hastalığın meydana gelmesine neden olabilir.

Bu ciddî bir hastalık sayılır mı ?
Evet.

Ölüme sebebiyet verebilir mi ?
Evet. Ancak geçmiş yıllara oranla günümüzde çok daha ileri tedavi metotları vardır.

Evde yapılan doğumlarda bu hastalığa rastlanır mı ?
Hayır.

Bu hastalık başka ishal türlerinden farklı mıdır ?
Evet, özellikle yalnız yeni doğmuş olan bebeklerde’ görülmesinden dolayı.

Bu tür ishal bulaşıcı mıdır ?
Evet.

Hastanenin bebek bölümünde bu mikrobun kaynağı nedir ?
Genellikle bir başka bebektir. Bu bölümde çalışan veya girip çıkan bir kişinin mikrop taşıyıcı (portör) olmasından da ileri gelebilir.

Salgın ishal daha gelişmiş olan çocuklarda da görülür mü ?
Evet. Bazen bir yaşını doldurmuş çocuklarda bile rastlanmaktadır.

Hastalık nasıl teşhis edilir ?
Laboratuarda dışkılardan bir kültür yaptırmak yoluyla.

Yeni doğmuş bebeklerde salgın ishalin tedavisi nasıl yapılır ?
Antibiyotik ilâçlarla hastalık kontrol altına alınabilmektedir.

Bu hastalık kaç günde tedavi olabilir ?
Yaklaşık olarak bir hafta.

Hastanenin bebek bölümünde bu hastalık görüldüğünde bu bölümü tecrit etmek gerekli midir ?
Evet. Ayrıca bu bölümde bulunan bütün bebeklere koruyucu antibiyotik ilâçlar verilmelidir.

Salgın ishalin yayılması nasıl önlenebilir ?
Temizliğe çok önem verilip böylece enfeksiyonları önlemekle.

Bu hastalığı önlemek için bir aşı var mıdır ?
Hayır yoktur.

Bu hastalığa tutulan bir çocuğun iyileştikten sonra özel bir bakıma ihtiyacı var mıdır ?
Genellikle yoktur.

Sponsor
Sponsor